Gönderen Konu: Stargate Rise of Mu  (Okunma sayısı 2423 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı nanoeray

  • Sci Fi Türkiye!
  • Administrator
  • Meraklı Üye
  • *
  • İleti: 226
  • Sci Fi Puanı: 3
  • Cinsiyet: Bay
    • Favori Dizileri: Stargate, Doctor Who, Avatar Serileri, Falling Skies
    • Profili Görüntüle
Stargate Rise of Mu
« : 25 Haziran 2014, 12:46 »
STARGATE RİSE OF MU



PİLOT BÖÜLÜM 


Ilık bir son bahar akşamıydı. Güneş üçüz dağların arasına girmiş kırmızı bir ışıkla vadiyle vedalaşıyordu. Vadide ki tüm ağaçlar adeta güneşe karşılık verir gibi turuncu yapraklarıyla son ışık taneciklerini almak için yarışıyorlardı. Tüm vadi yavaş ve sessizce geceye hazırlanırken bir ses tüm kuşları havalandırmaya yetmişti. Ağaların bir kaç bin metre üstünde mor ve mavi elektirik akımları oluşmaya başlmış ve bir metal yığını tam bu şimşeklerin arasından tüm griliği ile bir anda ortaya çıkmıştı.gri metal yığının içinde ise birileri hararetle tartışıyordu;

-biri şu lanet alarmı sustursun!
-ışık altı jeneratörleri yanıt vermiyor albaz kaya gibi düşüyoruz.
-hiper uzay jeneratörlerini çalıştırın en azından yörüngeye çıksak yeter!
-sıçrama için son 3..2...1....

vadi tekrar eski huzurlu ve sessiz rutinine dönmüştü. Bu arada gezegen yörüngesinde ise;
T-albay bunu görmelisiniz! Gezegende alışılmadık bir bir manyetik alan var.
J-alışılmadık derken?
T-sanki iç içe geçmiş iki gezegen var gibi ikişer manyetik kutup var.birisi olamsı gereken yerde ama diğerleri ekvatorun bir kaç derece ile sıyırıyorlar
J-yaşam belirtisi?
T-hayvanlar dışında olumsuz.
J-yıldız geçidi?
T-oda olumsuz. Ama zayıf bir sinayal alıyorum. Kadim gemisi olabilir.
J-sadece sinyale bakarak mı kadim diyorsun?
T-auroro ile benzer bir sinyali var efendim.
J-peki bu sinyali atlantis neden daha önce algılayamadı?

prü girişnden koşarak gelen Dr. mackey hemen konuşmaya dalıyordu

R-gezegende ki ikinci manyetik kutup! Giden gelen tüm iltişimi sıfırlıyor. Bir çeşit ters dalga jenaratörü gibi radyo ,alt uzay hatta ışık dalgalarını bile bozuyor.
J-ışık mı? Aşağısı rengarenk sende gördün.
R-ışık gelirken bir sorun yok sorun yansıyıp çıkan ışık. Frekansı bozuluyo ve uzaya dengesizce dağılıyor.
J-yani gezegen bir nevi görünmez bunu mu kastettin?
R- aslında tam olarak böyle.
J-peki atlantisle nasıl iletişim kuracağız?
R- önce ışık altı motorları çalıştırıp uzaklaşmamız gerekiyor
J- peki ne bekliyorsun?
R- mühendisler o kunu ile ilgileiniyor bir kaç saate halledeler. Bizde bu arada aşağıdaki sinyali kontrol edebiliriz.
J- teğmen ışınlama siste..
T- devre dışı.
J- malzemelerini hazırla 10 dakikaya sol hangara gel rodney bende bir ekip toplayıp geliyorum.

NOT !: Diziyle ilgili geney olarak;
kullanılan kişilere özel harf veya harfler kullanılacak yeni kişilerin simgeleri bölüm başında, sonunda yada içinde belirtilecektir.
Albay john sheppard (J)
dr. rodney mackay (R)


Çevrimdışı nanoeray

  • Sci Fi Türkiye!
  • Administrator
  • Meraklı Üye
  • *
  • İleti: 226
  • Sci Fi Puanı: 3
  • Cinsiyet: Bay
    • Favori Dizileri: Stargate, Doctor Who, Avatar Serileri, Falling Skies
    • Profili Görüntüle
Ynt: Stargate Rise of Mu
« Yanıtla #1 : 25 Haziran 2014, 12:47 »
BÖLÜM 1


okyanusun dalgaları kayara çarpıyordu. sakin ama emin bir şekilde aşındırmaya devamediyordu onlarca metrelik kaya bloklarını. gece olmuş gökte her renkten yıldız vardı. önce hafif bir vızıltı ardındanda küçük bir gemi dalgaların üstünden geçip kalalıklara paralel bir şekilde süzülüyordu. bu gemi br zamanlar galaksiyi yönetmiş ama gururlarına yenik düşmüş evrenin görebileceği en büyük medeniyetlerden birini yani kadimleri temsil ediyordu.

ama artık gemilerinde ve yüce şehirleri atlantiste başkaları kalıyordu. atlantisi artık başkaları koruyordu. kadimlerin soydaşları ve mirasçıları dünyanın inatçı insanları. yıllar önce wraith denilen yaratık dünyaya ulaştığında atlantis binlerce yl sonra havalanmış ve milyonlarca yıl önce terk ettiği dünyaya oldukça gösterişli bir iniş yapmıştı. yok olmak pahasınada olsa dünyayı ve insanlarını kurtarmıştı.

o gün atlantis keşif ekibi güvende olduklarını zannetmişlerdi ama asıl tehlike dışarıda değil içerideydi. Sayısız devlet ve grup atlantisi alabilmek için saldırmış ve başarılı olamamıştı. Bu saldırıların sonucunda g20 ülkeleri bir birlik kurmuş ve dünyanın savunmasını ele almışlardı. Birliğin alınan ilk kararı ise atlantisin diğer devletler ve samanyolundaki düşmanlardan uzağa pegasusa geri dönmesi olmuştu. Yıllar içinde alınan kararlara wraithlerin yok edilmesi için seferberlikler başlatılmış bunun bir parçası olarakta dünya gemilerinin kovan gemilerine farklı silahlarla ssaldırılar düzenlemesi. Yapımı daha yeni biten amerikan emisi O’neill ın kaptanlık görevi atlantisin eski komutanı albay jonh sheppard a verilmişti.

İlk görevleri olarak yalnız gezen bir kovana gelişirilmiş asgard silahlarıyla saldırma emri almıştı albay. Her şey planlandığı gibi gitmiş kovana saldırmışlar ve tam yok edecekleri sırada onlarca krüvazör savaşa girmiş ve ava giden O’neill av durumuna düşmüştü. Albayın çabuk hamlesi ile hiper uzaya atalmış ve rastgele bir kordinata kaçmıştı. Hiper uzaydan çıktılarında ise orda olmaması gereken hatta var olmaması gerekn bir gezegenin atmosferinde bulmuşlardı kendilerini. Hiper uzay dışındaki tüm sistemler buzuk yada işlev gömez durumda olduğu için kaya gibi düşerlerken tekrar ani bir kararla kısa bir atlayış yaparak yörüngeye zar ulaşmışlardı. Çok geçmeden gezegende anormallikler olduğunu anlayan mürettebat bir jumper alarak gezegene inişe geçmiş okyanusun manzarasını izleyerek anormlliklerin merkezine doğru bir yolda gidiyorlardı

Dr. Mackey albaya dönerek;
- sanırım su tepenin arkasında, gedik.
- biraz daha yükselirsek görüntü almaya başlarız

Demişti albay ve bir kaç saniye içinde de umdukları görüntüyü almışlardı. Jumpeda ki altı kişilik grup cama yapışmış ve gördüklerine inanmaya çalışıyorlardı. Karşılarında bir gemi enkazı vardı. Bir kadim gesmsiydi. Biliyorlardı çünkü tasarımı irebir auroro ile aynıydı ama bir fark vardı bu gemi auroro nın neredeyle kırk katı kadar büyüktü. Gemi o kadar büyüktü ki düştüğü vadiyi ordan bir baraj gibi kapatmştı. Vadiden geçen nehirde aldırmaksızın biriktirdiği suyla tam anlmıyla bir baraj gölü oluşturmuştu. Gemiin bazı yerleri delinmiş ve içinden su geçişine olanak sağlıyordu. Bir zamanla belkide birilerinin odaları artık bir şelale olmuştu.

Rodney manzadan elindeki bilgissayara dönerek homurdandı ve;
- gemi neredeyse ölü ama güç kaynağı çalışıyor. Tabi çok büyük hasar almış ve bir çeşit 
radyasyon ve manyetik alan yayıyor

Arkada oturan teğmen williams endişeli bir şekilde

-peki şu anda tehlikedemiyiz?
-hayır sanmıyorum.
Albay john;
-Ne demek sanmıyorum?
-gemi düşeli 100 bin yıl olmuş belki düştüğü anda olsak tehlikede olabilirdik ama zamanla gücü azalmış. Muhtemeken televizyonlr bu şeyden daha tehlikeli. Tasarın auroro ile aynı gibi şurası………da köprü olmalı.
-gördüm. Büyük ve kırılmış bir cam bakalım içeri girebilecekmiyiz.

Devasa camın kırıklarından içeri giren jumper ekibini onlarca katlı bir komuta merkezi selamlıyordu. Üst üste dizilmiş onlarca balkon vardı içeride ama doğa gemiyi kendine katmış her yeri yeşillikle kaplamıştı. Jumper hafifce en alt kamana indi ve arka kapısı açıldı. Deniz komandoları silahları ateşe hazır bir şekilde jumperdan dışarı çıkmış alanı güvene alıyorlardı.
Albay ve teğmen komandoları takip etmiş en arkada ise rodney burnunu kapatarak konuşmaya başladı

- ne kokusu bu portakala benziyor etrafa iyi portakal ağacı olabilir gördüğünüz anda indirin.
- saçmalama rodney. Sol da bir kontrol paneli var it ve bak bakalım kayıt defterine ulaşabilecekmisin

Albayın sözleri üzerine dr konsola yönelmiş üstündeki toz ve yaprakları koluyla temizledikten sonra elindeki tableti konsala bağlamıştı

-Yanılmışım gemi yüz bin yıllık değilmiş. Daha eski 1.5milyon yıl olmuş inşası biteli.
-Desene bir dinazor bulduk. Dedi teğmen
-Kesinlikle bir dinazor. Ve son kayıtlara ulaştım. Dil biraz eski ama tahminimce şöyle yazıyor “ savaşı kaybettik lantiyanlar mu yu parçalamaya başladı. Bu çağrıyı alan tüm kardeşlerim kaçın artık burada bize ait bir şey kalmadı”
-“mu” derken? Doğru çevirdiğine eminmisin?
-Son derece eminim albay!
-Başka bir şey?
-Yok silinmiş. Sadece bu mesaj var

Rodney sözlerini tamamlamıştı ki cızırtılı bir ses geldi telsizden;

-albay burası O’neill beni duyabiliyormusunuz.
-cızırtılı fakat evet.
-ışık altı motorları aktif durumda 
-rodney alabileceğimiz bir şey varmı? 
-yok herşey toz olmuş.
-toplan gidyoruz atlantise rapor vermemiz lazım
Kırıktan dışarı çıkan jumper yukarı yöneldi. Sağ hangardan gemiye giriş yaptı. Bir kaç bin metre ilerledikten sonra gezegenin alanıdan kutulmauşları artık gezgende görümüyordu. Geminin rotası atlantise çevrildi ve hiper uzya atladı.



O’neill bol okyanuslu ve tek kıtaya sahip bir gezegenin yörüngesinde bekliyordu. Yanında ki dört dünya gemisi ise onunla beraber gezegeni ve atlantisi koruyordu.atlantis bu sefer okyanus yerine gezegenin tek kıtsı üzürinde bulunan bir göle iniş yapmıştı. Göl eski ir süper volkanın krateriydi ve marmara denizi kadar büyüktü.

Ana toplantı odasında albay sheppard atlantisin lideri ve pegasus sorumlu tuğ general sam. Carter a raporunu anlatmış ve söz gezegen ve düşmüş gemiye gelmişti. Mu kelimesini duyan Sam bir an tereddüte düşmüş ama sonradan bu kelimeyi duyduğunu hatılamıştı. Yinede emin olamıyordu. Toplantı odasından çıkarak dünyanın çevrilmesini emretti. Bir kaç dakika sonra SGC ile bağlantı kurmuşları ve general daniel jacson un acilen atlantise gelmesini istemişti. Bir kaçsaatlik bekleyişin ardından geçit dönmeye başladı ve aktif hale geldi. Güvenlik kodunun ardından kalkan indirildi. Bir kaç saniyesonra daniel geçit odasında buldu kendini. Karşısında ise general carte vardı.
- hoş geldin daniel
- evde olmak gibisi yok. Bir oyuncak buldunuz galiba yoksa beni bu kadar acele istemezdin
- aslında bir şey bulamadık ama galiba sen bulabilirsin
- peki elmizde ne var?
- sadece bir kelime
- kelimemi? Neymiş bu kelime?
- senin araştırmalarında şans eseri gördüğüm ve son görevi sırası john un son görevi sırasında düşmüş bir kadim gemisinin son mejanında geçen bir kelime.
- aynı kelime olduğuna eminmisin?
- kesinlikle. Zaten çok kısa “MU”
- şaka falan değil bu dimi? Vala nın pis şakalrından biri değil?
- kesinlikle değil.
- hemen o geöiye gitmek istiyorum bu mumkün mü?
- malesef. Geminin bulunduğu yer wraih bölgesinin çok içlerinde. Oraya ulaşablsek bile gezegen bir tür görünmezlik kalkanıyla korunuyor bulma olasılığımız neredeyse sıfır..
- peki beni neden çağırdım o zaman?
- john ve rodney O’neill da gezegen yörünesinde seni bekliyor. 
- peki nereye gidiyorum?
- orasını sen biliyosundur diye düşündüm gei artık senin.
- ha ha tamam peki güzel oynadın. Kameralar nerde?
- şaka değil. Atlantis önceden bir mitti ama bak şimdi nerdeyiz. Ve bu sefer elimizdeki kaynak söylentiler değil bire bir eski bir kadim gemisi kayıtı. General Oneill la konuştum oda destek verdi.

Daniel şaşkın bir şekilde yörüngedeki geiye ışınlandı ve karşısında albay sheppard buldu.
- Nereye gidiyoruz doktor?
- Şey… gmeinin bulunduğu gezegen?
- O olmaz başka bir gezegen seçin.
- Tamam o zaman…. Kaynağa gidiyoruz dünyaya. Çine!!

2 hafta sonra dünya yörüngesine ulaşabilmişlerdi. Gemi bakım için ay tershanesine giderken ekip çin in xian kentine gitmişti. 4 jumperlık ekip atmosfere girerken çin hava kuvvetlerine ait f302 ler onları selamlıyordu. Bir kaç dakika sonra ekip pramitlerin birinin yanına iniş yaptı. Seçilen pramit rasgtgele seçilmemişti. Enkazda bulunan radyasyona göre frekanslar ayarlamış ve ekip yoldayken pramitler taranmıştı. Aldıkları gemiler ve bu araştırmadan kazanabilecekleri bilgiyi düşünerek çin hükümed pek ses çıkarmamıştı. Jumperlardan inen ekip pramite girebilmek için kazılan tünelden ilerleriler. Karşılarına yazılar olan 3 gen bir duvar çıkmıştı mackey tablate bakarak
- Kesinlikle kadimlerin işin aldığım enerji sinyalleri bire bir uyuyor. Aşağıda bir tesis olamalı
- Yazılar kadif alfabesi ama kelimeler eski türkçe. Oldukça eski dedi daniel.
- Bir şey bulduş olabilirim galiba bu kapıyı çabiliriii..
Diyemeden kapı gürültü bir şekilde aşağıya doğru indi kapı. John rodney e dönerek
- Aferim rodney iyi iş
- Aslında o beni buldu. Tebletteki kadim kristalleri sistemi direkt algıladı. Sadece aç a dokundum
- Herneyse yinede aferim
Ekip içeri dikkatli bir şekilde girdi. Ilerledikçe bir koridorda olduklarını fark etiler. Onlarilerledikçe koridorda ışıklar yanmaya başlıyordu. Koridorun sonunda bir odaya ulaştılar. Oda yaklaşık 40x40 metre ebatlarında idi. John rodney e dönerek.
- E ne bulabildin?
- Kapat düğmesi dışında hiç bir şey
- Sakın deneme!! Daniel sende ne var?
- eski bir türk hakanın mezarıymış. Yaşam hikayesi falan filan ama girişin tam kaşısında bir kaç kaimce yazı var eski bir versiyon. Biraz uğraştıracak.
“Efedim” diye seslendi. Arkadam bir bilim adamı
- mezarın içinden bir enerji sinyali alıyoruz
- açmamız gerekecek gibi. Albay chan bu sizin için sorun olurmu?
- Bana elimden gelen tüm olanakları sunmak istendi ama yinede dikkatli lalım ülkemin tarihi mirası sonuçta.
- Peki, o zaman millet şu lahitin etrafına oplanın kapağınıdan herkez tutsun kaldırıp yavaşça yere bırakacağız.
Albayın emri ile herkes kapağın etrafına toplandı ve geri sayım yapıp kaldırmaya başladılar. Zor bela kapağı yan tarafa yatıra bildiler. Lahit açılığında ise herkes şaşırmıştı. Içinde bir mumya vardı etrafında çeşitli mücevherler vardı. John mumyanın elindeki taşı fark etti. Tavaşça uzandı ve taşı aldı. Taşın üzerinde bir geçit adresi vardı ve john daniel a dönerek.
- Galiba aradığımızı buldum
- Geçit adresi di mi?
- Sen? Nereden biliyorsun?
- Burda yazanlara göre mu gerçekten bir kıta kadar büyük olabilir. Büyük bir tershane gibi bir şeyden bahsedilyor. Öyle bir şeyin burada olmasını beklememeliyiz bence. Kısacatahmin ettim
- Tersh.. kıta gibi? Atlantisi inşa ettikleri yer gibi mi?
- O kadar emin olamam. Burada masal gibi anlatmışlar ama yazı dili kadimce.
Rodney konuşmayı keserek araya daldı.
- Geçit adresinin kordinatlarını buldum. Sirius akım yıldızını işaret ediyor.
- Mu ile ilgili araştırma ve efsanelerde tek bir ortak nokta var oda sirius. Dünyanın çeşitli kavimleri tarih öncesi orayı işaret edip biz oradan geldi demişler yada buna benzer şeyler.
- O zaman yeni bir hedefimiz doktor alanı size bırakıyorun albay chan bişey ulursanız bize haber verin lütfen
- Elbette albay.

Ekipmanlar toplanarak piramit dışına oradanda jumperlara aktarıldı. O’neill a ulaşıldıktan sonra dünya savunma ajansı(DAJ) rapor verildi. Ajansın isteiyle O’neill a eşlik etmesi için türk gemisi Atatürk görevlendirildi ve iki gemi zaman kaybetmeden. Hiper uzaya atlayış yapıldı. Herkes çok heyecanlıydı. Sonun kadimlerin gemileri yaptkları daha da önemlisi atlantisi yaptıkları yeri bulmuşlardı. Bu sadece bir teoriydi ama daniel bundan emindi çünkü efsaneler ve mitler atlantisin bir mu kolonisi olduğunu söylüyor. Bu atlantisin asıl medeniyet değil sadece bir koloni olabileceğini gösteriyordu. Hiper uzayda son sürat yol alınırken sgcden acil bir ileti gemiye ulaştı. Ekranda general carter vardı ve haberler kötüye benziyordu. Zira carter terlemiş ve reni solmuş gözüküyordu. Albay;
- Efendim iyimisinz? 
- Değilim albay değilim!
- Peki ne oldu?
- Yeni silah denemesi yapan bir brezilya gemisi. Sizin gibi onlarda tuzağa düşmüş. Saatlar sonra haberimiz oldu. Müettebat yakanmış. Onlardan beslenmişler
- NE?
- Kurtulan yok
- Kaç kayıp?
- 114
- Lanet…
- Daha öenmlisi var. wraitler dünyanın kordinatlarını öğrenmiş olablirler.
- Eminmisiniz o görevler önce tüm gemi bilgisayarlarında ki bilgiler silinir. Mürettebatta gerekliği eğitimi almış olmalı
- Eminiz albay.şu anda pegasusun biraz dışında kocaman uzayda yönü dünya olan 11 kovan gemisi var. kesinlikle eminiz. Oyun bitti tekrar dünyay dönmeniz için tüm emirlerimi iptal ediyorum artık DAJ ın komutasındasınız oyun bitti…


Çevrimdışı nanoeray

  • Sci Fi Türkiye!
  • Administrator
  • Meraklı Üye
  • *
  • İleti: 226
  • Sci Fi Puanı: 3
  • Cinsiyet: Bay
    • Favori Dizileri: Stargate, Doctor Who, Avatar Serileri, Falling Skies
    • Profili Görüntüle
Ynt: Stargate Rise of Mu
« Yanıtla #2 : 25 Haziran 2014, 12:47 »
2.BÖLÜM


Tam 22 yıl olmuştu jack O’neill ve Daniel Jacson geçitten geçip Ra yı öldüreli. Ra dünyaya gelememiş ama ondan sonra bir sürü farklı ırk ve ittifak dünyaya saldırmıştı. Hiç biri dünyayı yenememiş ve yok olmaya doğru ilerlemişti. Ama bir düşman halen yaşıyordu. Wraithler !! öyle bir düşmandılar ki evrenin görüp görebileceği en büyük ırklardan birini, milyar yıllık bir imparatorluğu sadece tek yüz yılda yok oluşa sürükleyebilmişlerdi. On bin yıl önce kadimler savaşı kaybedip Atlantis’i okyanusun dibine gömdüklerinde kalanların çoğu yükselmeyi ve kardeşlerine katılmayı seçmişti. Bazıları da eski vatanları olan dünyaya dönmüşlerdi. Ama çok küçük bir topluluk, sayıları iki yüzü bile bulmayan bir gurup savaşmaktan vazgeçmemişti. yıllar önce denediklerini tekrar deneyeceklerdi.
Savaş kaybedilmeden birkaç yıl önce konseye bir seçenek sunmuştu general Komorius. Yüz yıl süren savaşı birkaç gün içerisinde bitirebilecek bir seçenek. İnsan imparatorluğunu tekrar şaha kaldırıp tüm evrene meydan okuya bilecek bir seçenek….
On bin yıl önce Atlantis
General odada bulunan konsey üyelerine dönerek 
-bu savaşı kaybettiğimizi görmek zorundasınız. Atalarımız kadar güçlü ve yenilmez değiliz artık. Ama bu onlar gibi olamayacağımız anlamına gelmez
“-ne demeye çalışıyorsun” diye çıkıştı konsey üyesi merlin.
-bu savaşı kazana biliriz. Her şeyi yeniden inşa edebiliriz.
Morgan araya girdi ve;
-boş sözlerle bizi oyalamaya çalışma komorius amacın nedir?
-peki. Amacım şu. Mu’yu tekrar bir araya getirmek.
Komorius sözleri konseye bomba gibi düşmüştü. Herkes şaşkınlıkla birbirine bakıyordu çünkü yıllardır düşünmelerine rağmen hiçbirinin aklına gelememişti Mu. Konsey üyeleri yavaş yavaş gülümsemeye başlamıştı. Ama merlin oturduğu yerden kalkarak şiddetli bir sesle komoriusa bağırmaya başladı.
-nasıl böyle bir fikri aklına getirebilirsin. Milyon yıl önce olan olayların yaralarını halen kapatamıyoruz. Kurtarıcı olarak sunduğun şey bize kendi kardeşlerimizi öldürttü. Atalarımız kardeşlerini öldürdükleri için kendilerini affedemediler. Çoğu intihar etti.şimdi gelmiş kardeş kanı döktüren bu şeyi tekrar bir araya getirmekten bahsediyorsun!
-her şey geçmişte kaldı. Artık ne muryalılar var nede lantianlar. Geriye sadece biz kaldık. 
-o haklı merlin. Artık iki kavimde yaşamıyor karar bize ait. Dedi Morgan
Ellerini masanın üstüne koyan merlin başını aşağıya eğdi. Ayalarına bakıyordu. Bir müddet düşündükten sonra komorius a döndü ve…
-her gün insanlarımdan binlercesi katledilirken eski bir kan davasını gütmem aptallık olur. Oylamaya sunuyorum. Evet diyenler?
Tüm konsey üyeleri yavaşça ellerini kaldırdı. Onayını alan komorius hemen atlantisten ayrılarak gemisine doğru yola çıktı. Komorius son bir kez camdan bakarak atlantise baktı.
On bin yıl sonra dünya.
Mavi gezegen tüm ihtişamı ile uzayın sonsuz boşluğunda kendi güneşinin etrafında süzülüyordu. Gezegen yörüngesinde ise telaş vardı. 6 adet deadalus sınıfı dünya gemisi yan yana dizilmiş aynı noktaya odaklanmışlardı. Ayın yörüngesinde iki gemi belirdi. Amerikan gemisi O’neill ve Türk gemisi Atatürk’tü. Albay Sheppard yörüngedeki odysey le bağlantıya geçti.
-erken geldik galiba?
-tam zamanında albay tam zamanında. Dedi deadalus komutanı albay Samuel Sins.
Ve konuşmasına devam etti
-geldiğinize göre konumlarımızı almaya başlaya biliriz. Wraitler birkaç dakikaya gelmiş olur.
-konum derken?
-güneşe sırtımızı vererek yan yana dizeceğiz gemileri albay. 
- peki sebebini sorabilir miyim.
-elbette albay. Bir planımız var.
Gemiler konumlarını almış wraitleri bekliyorlardı. Birkaç saniyelik şimşek fırtınasının ardından 11 kovan jüpiterin yörüngesinde ortaya çıktılar. Dünyada ise güney kutbundaki merkez komutanlıkta bu hareketlilik hemen yakalanmıştı. General O’neill kendisinin hemen mars üssüne bağlanmasını istedi.
-albay Chan wraitler dünyaya gelirken marsın yanından geçecekler. Tahminimiz sizi fark etmedikleri yönünde
-bizde aynısı düşünüyoruz general. Asgard topları şarj olmak üzereler. Görünmezlik kalkanları da tam güçte. Umarım fark edilmeyiz.
-albay sizden kovanları yok etmenizi beklemiyoruz. Elinizden gelenin en iyisini yapın ve tüm kovanlara verebileceğiniz en büyük hasarı verin. Kalkanların sizi koruduğunu anlayınca dünyaya yöneleceklerdir. Ondan sonrası bizde
-anlaşıldı general. İyi şanslar. Mars üssü tamam.
Kovanlar her şeyde habersiz marsın yanından geçmeye başladılar. Dünya yörüngesindeki gemilerin dizilişine bir anlam verememişlerdi. Dünya ile kendi aralarına girmektense sırtlarını güneşe vermişlerdi. Ama fark etmezdi. Tam bir ziyafet istiyorlardı ve kimse onlara engel olamamalıydı. Kovanlar daha bu mesafeden dartları salmaya başlamıştı ki, marsın ve güneş sisteminin en büyük dağı 27 km olimpos dağından mars üssü ateşe başlamıştı. V formasyonunda ilerleyen kovanları sol kanadı ağır ateş altındaydı. En arkadaki kovan ansızın bir iç patlama yaşadı. Gemi yok olmamış ama artık hareket edemez durumdaydı. Diğer gemiler durumun vahimiyetini anlamışlardı çünkü dağ çok büyüktü ve ateş edilen noktalar birbirin çok farklı yerdeler di. Birini yok etseler diğerleri saldırıya devam ediyordu. Kaçmaya çalışırken iki gemi daha kaybettiler. Sonunda silahların menzilinden çıkmışlardı. Kalan 3 gemi ise mars üssü tarafından ateş yağmuruna tutuldu ve çok geçmeden yok edildiler.
Wraithler böyle bir savunma beklemiyorlardı. Kalan sekiz kovan tüm dartları salarak 4 erli iki guruba ayrıldı. İki grupta geride beklemeye ve dartların sonuç elde etmesine odaklanmıştı. Bin beş yüze yakın dart atmosfere doğru yaklaşırken dünya gemileri hareketsizdi. Dartlar gruplara ayrılıyor ve çeşitli noktalara saldırmaya hazırlanıyorlardı ama atmosfere girmeye başladıklarında onları bir sürpriz bekliyordu. Atmosfere girer girmez yanmaya başlamışlardı. Daha ne olduklarını anlamadan ateş topuna dönmüşlerdi. Bu sırada yörüngede 
DR. Rodney albay john a dönerek.
-atmosferin başlangıç noktasına birazcık elektrik verince güzel bir sinek tuzağımız oldu.
-birincisi sen bunun çalışacağına hiç inanmadın ve ikincisi birazcı dediğin elektirik için yüz kilo naquadah kullandık.
-çalışmayacağına halen eminim tabi benim hesaplarım olmazsa.
-sen ve egon!!! Gruplardan biri bize doğru yöneldi. Kalkanlar tam güç. Silahlar beklemede kalsın. Merkez komutaya başlayın daha ne kadar süre ördek gibi durmamızı bekliyorlar?
Merkezden gelen yanıt olduğunuz yerden kıpırdamayın dı. Kovanlar gemilerimizin tam karşısına geçmiş ve güneşle bir çizgi oluşturmuşlardı. Menzile girer girmez ateşe başlamışlar ama bizim gemilerden hiçbir karşılık alamıyorlardı. Bunu gören diğer dört gemide savaş alanına yönelmişlerdi. Yan yana duran gemilerimizin arasından sarı sarı ateş topları geçmeye başladı. Rastgele geliyorlar ama hiçbir dünya gemisine çarpmıyorlardı. Kovanlar hiçbir anlam verememişlerdi anlam verecek kadar da zamanları olamamıştı zaten. Dört kovanda yok olmuştu. Diğer dört kovan ise birkaç isabet almış ve uzaklaşarak kurtulmuşlardı. Formasyondan ayrılan dünya gemileri kovanların peşine düşmüş ve işler tersine dönmüştü. Asgard topları ve nükleer füzelerle ağır hasar alan kovanlar hiper uzaya atlamaya çalıştılar. Biri başaramadan havaya uçtu ama üçü atlayışa geçti. 2 kovan pegasusa doğru yol alırken bir kovan pencereyi kaçırmış ve insanların merhametine kalmıştı. Kendi halkından beslenen bu yaratıklara insanların bir merhamet göstermeyeceği ortada idi. Son gemide yok edilmişti.
Savaş kazanılmış ve dünya kurtarılmıştı ama kaçan kovanlar dünyanın yerin tüm ırktaşlarına söyleyeceklerdi ve herkes bunu biliyordu. Sevinç kısa ve buruk sürdü.

6 saat sonra Antartika; Dünya Askeri Komutanlığı
Yörüngede ki gemiler kendi ülkelerine bakım dönüşümlü bir şekilde iniş yapmaya başlamışlardı. John ve rodney ise antartikaya ışınlanmış ve general O’neill la olan toplantılarına doğru gidiyorlardı.
Rodney;
-bakım için gemide olmam gerekiyor. Burada değil.
-ne bakımı gemi hasar almadı ki.
-geminin bakımından bahseden de kim. 8 saattir hiçbir şey yemedim.
-aman ne önemli
İkili yavaşça salona girdiler. Salonun ortasında u şeklinde 30 kişilik bir masa vardı. General ikiliye dönerek
-hoş geldiniz beyler.
-teşekkürler efendim. Burada olmak güzel.
-maalesef fazla kalamayacaksın.
-maalesef mi? Neden wraitler gerimi geliyor?
-hayır doktor.Az önce dünya savunma ajansı ile bir toplantıdan çıktım. Ve sizin için yeni bir maceramız var.
-nasıl bir macera efendim?
- dünyaya gelmeden önce içine girdiğiniz macera. Ajans atlantisden gelen yeni bilgileri ve daniel ın harika sunumu ile ikna oldu.
-yeni bilgiler dediniz nasıl bilgiler?
-daniel ın bir saatlik harika açıklamasından sonra anladığım kadarı ile Mu denilen şey bir tür uzay üssü. Yada uzay üsleri.her neyseler artık. 6 parçadan mı ne oluşuyormuş ve en güze kısmı onu bir parçasını bulabilirsek kendimize yeni kadim gemileri inşa edebiliriz.
-o gemilerle wraithleri tarih edebiliriz. Kovan gemileri mısır gibi patlata biliyorlar. Harika şeyler…..ee… efendim
-onları ter bile dökmeden yendik artık tehdit değiller sanıyordum.
-dünyaya saldıran grup tüm galaksi içinde küçük bir gruptu. Gittiklerinde ilk yapacakları iş tüm galaksiye dünyanın yerini yaymak olacaktır. Elimizde ki olanaklar sınırlı ve artık gizli üssümüzde kalmadı.
-gizli üs demişken efendim şu sarı ateş topları onlarda neydi öyle?
-çek dostumuz radek in destiny den aldığımız bilgilerle geliştirdiği yeni savunma sistemimiz. Güneş enerjisini alıp eski gouald enerji silahlarına yüklüyor. Eski falan ama o kadar enerjiyi alınca yeni oluyorlar.
-radek mi? O hale yaşıyor mu?bir dakika o şimdi dünyayı mı kurtardı? Altı üstü bir kaç aylığına gemi turuna çıktım ve dünyayı o kurtarıyor.
-tura çıkmadın rodney sürüldün.
-sürülmedim kendim seçtim.
-aptal bir deney için bir volkanı patlattın rodney. Tüm kıta yaşanamaz durumda.
-birincisi deney benim deneyim değildi ve o aptal deneyi hiç onaylamadım. Neymiş kıtalar arası kaymaları kontrol edeceklermiş. Ben olmasaydım tüm gezegen ateş topuna dönüşmüştü.
-BEYLER!!! Tartışmanıza yolda devam edebilirsiniz!
-özür dilerim efendim. Nereye gidiyoruz?
-atlantis de ki araştırmalar 6 parçadan birinin wraitlerin elinde diğerinin ise siriusta olduğunu söylüyor.
-wraitlerin mi?
-casus gemilerimiz daha önce fotorafları çektiği bir bölgede. Fotolarda wraitlerin onun ne işe yaradığını bilmediğin yada kullanamadıklarını gösteriyor. Ama yinede etrafında onlarca kruvazör var. Onun için önce sirius. Ha birde daniel sizinle gelemeyecek. 
-o olmadan çok zorlanırız efendim
-biliyorum ama Mu araştırmaları sırasında destiny e bir gidiş bileti bulmuş olabiliriz. 2 yıl önce starz kapsüllerinden çıkmış olmalılar ve biz halen haber alamadık. Gideceğiniz yer belli ona ihtiyacınız yok.

Emirlerini alan ekibimiz gemilerine dönerek sirius a doğru yola çıktılar. Pegasusta ise general Carter galakside bulunan 2 gemi ile wraith lere karşı saldırı hazırlığındaydılar. Planları görünmez jumperlarla etrafa nükleer bombalar bırakmak ve tam da ani saldırı anında bombaları patlatmaktı. Mu ya ait parça önce ki resimlere bakıldığında ayın dörtte biri büyüklüğünde be mükemmel bir yuvarlaktı.

O’neill hiper uzaydan çıktı e rodney hemen atıldı.
-aradığımız şey devasa gibi muhtemelen etrafta ki gezegenlerin birinin yörüngesinde olmalı.
- bir milyon yıldır orda ve kimse onu bulamadı.planın ne?
-önce gemi tarayıcılarını kullanıp sistemin taramasını yaparız. Ondan sonrası teknik detay
-peki bu teknik detaylar sonuç verecek mi?
-aslında düşük bir olasılık. Bulabilmek için muhtemelen etrafta ki tüm aylara ateş etmemiz gerekecek.
-işte bunu sevdim. Yeni silah sistemlerini denemenin zamanı gelmişti.
Yan koltukta oturan subay albaya dönerek efendim galiba bunlara gerek kalmayacak. 3. Gezegenin yörüngesinde ki aylardan birinden enerji sinyalleri alıyoruz. Hatta bir ileti alıyoruz
-ileti mi? Ekrana ver
Ekrana gelen görüntü herkesi şaşırtmıştı. Ekranda general carter vardı ve gülümsüyordu.
-beyler galiba biz daha önce geldik
.
-Siz? Ama? Nasıl?

Rodney şaşkınlık içinde ekrana baka kalmıştı Carter ise sinsi sinsi gülümsüyordu……….


Çevrimdışı nanoeray

  • Sci Fi Türkiye!
  • Administrator
  • Meraklı Üye
  • *
  • İleti: 226
  • Sci Fi Puanı: 3
  • Cinsiyet: Bay
    • Favori Dizileri: Stargate, Doctor Who, Avatar Serileri, Falling Skies
    • Profili Görüntüle
Ynt: Stargate Rise of Mu
« Yanıtla #3 : 25 Haziran 2014, 12:47 »
BÖLÜM 3



Samanyolu galaksisi sirius takım yıldızı…

O’neill ın mürettebatı general Carter dan gelen mesaj karşısında donakalmışlardı. John şaşkınlığını gizleyemeyerek generalle konuşmaya başladı

-efendim siz? nasıl?

-pegasustan selamlar beyler biz galiba önce davrandık.

-pegasusta iseniz nasıl bizimle bağlantıya geçtiniz?

-mu nun parçalarından birisi wraithlerin elindeydi bildiğiniz gibi 1 saat önce onu almak için operasyona başladık…

1 saat önce

Uzayın derinliğin mavi bir yıldız tüm heybei ile etrafındaki gezegeleri kavuruyordu. Ne gezegenler nede uzay yaşamaya uygundu. Yıldız o kadar parlaktı ki dev gaz bulutu gezegenin etrafında dönen küçük ay fark bile edilemiyordu. Ancak yanından geçerken görüne biliyordu.

20 jumper gaz bulutuna doğru yavaş ve sarsıntılı bir yoldan ilerliyorlardı. Jumperlardaki merkez komuta ise binbaşı Evan Lorne’du. Binbaşı deadalus ta bulunan general Carter la iletişime geçti.

-efendim yıldızın yaydığı radyasyon yüzünden görünmezlik bozulmak üzere gezegenin arkasında saklanıyoruz ama ay tam güneşe bakıyor dayanabileceğimizi zannetmiyorum.

-bu kadar imkansız bir yerde ise hiç koruması olmayan basit uydular nasıl fotoğraflar çekip geri dönebilirler.

-ayın yörüngesi istihbarat sırasında güneşe en uzak konumundaymış. Şimdi işler değişmişe benziyor.

-öneriniz ne binbaşı?

-füzeleri gezgenin çekim alanını kullanarak hedeflere atabiliriz isabet olasılığı düşer ama şu anda buraya kadar gelmişken denememiz lazım

-daha kaç gemi var onu bilmiyoruz bildik diyelim konumları ne? Attığımız füzelerin aya çarpma olasılığı da cabası.

-düşününce mantıklı gelmişti ama siz olasılıkları söyleyince hiçbir mantığı kalmadı. Tek bir şansımız kaldı

-dakara bombalarını göndermelisiniz

-tabi büyük bir sorunumuz var. Gerekli frekansları ayarlayacak kimse yok burada uzaktan ayar ise günler sürer

-ayara gerek yok binbaşı. Sitemde yaşayan canlı yok. Bombaların etki alanından çıkın ve patlatın. Böylce ayın üstündeki asalak wraith organizmaları da toptan yok olur.

-ama efendim bu silahın kullanımını onaylamadığınızı zannediyordum yanımıza almamıza izin verinken bile asla kullanmayın diye direkt emir verdiniz.
O jumperlarda 60 ın üzerinde adamım var binbaşı ve artık geri dönebilecek mesafede değiller yapın..
1 saat sonra Samanyolu sirius….

-işte böyle beyler 3 bombada tam başatıyla patladı ve ay bizim. Hatta daha iyi haberlerim var ay tan olarak şarj edildi birazdan samanyoluna doğru yola çıkıyoruz bu arada sizde kendi ayınıza bir giriş bulup çalıştırsanız iyi olur. Burada ki mavi güneş sayesinde oldukça çabuk şarj olduk ama orada bir kırmızı dev olması lazım uzun sürebilir

-merkezde iki yıldızımız var biri kırmızı dev diğeri sıradan sarı bir güneş. Sizden ileti gelmese ayı bile bulamazdık bırakalım da rodney bir şeyler düşünsün.

-işiniz düşünce hemen rodney. Başka zaman olsa deli olurum tam bir görünmezlik içinde

-sızlanma rodney senin işin bu…

-biliyorum

O’neill aya yaklaştıkça ayın yüzeyinde hareketlenmeler oluyordu. Ayın bir yüzünde devasa bir dikdörtgen parça içe doğru katlanmaya ve iç kısıma doğru bir yol oluşturmaya başladı. Oluşan tünel dünya gemisini alabilecek hatta bir kadim savaş gemisinin geçebileceği bir büyüklükteydi
Rodney

-merkez bilgisayarla iletişime geçmeye başlıyoruz. Çok fazla kontrol var hepsini gemiye aktaramayız aşağıya bir üs kurmalıyız.

Jonh:

-amacımız da bu değil mi kendimize yeni bir ay edinmek
Tünelden geçtikçe beyaz ışıklar yanıyor ve ileriye doğru aydınlanıyordu. Bir süre sonra tünel sona ermişti karşılarında devasa bir boşluk vardı. Işıklar yanmaya başlayınca her şey daha net ortaya çıkmaya başlamıştı.burası bir gemi tersanesiydi, uzay gemisi.dört aurora sınıfı gemiyi içine alabilecek oval bir oda idiler. En son ışık girişin tam karşında yandı. Işığın yandığı yerde bir platform vardı ileri doğru uzanan platform giriş için kullanılabilirdi. Albay Sheppard geminin platforma kenetlenmesini ve denizcilerin kendisi ile birlikte girişe gelmelerini emretmişti. 

Platforma doğru yaklaştıkça duvarlar daha da netleşiyordu. Duvarlar bir bütün gibi görünsede aslında değillerdi. Çeşitli şekil ve büyüklükteki robotlar duvarları bir yapboz gibi kaplıyordu. O’neill ın yuvarlak ve körüklü bağlantı yolu eski girişin etrafını kapladı ve basınç dengelendikten sonra jonh komutasındaki denizciler bağlantı yoluna girdi. Üzerlerinde astronot kıyafetlerine benzeyen ama daha ince kıyafetler vardı. John kapının girişe yaklaştığında girişin üstünde kadimce yazılar belirdi. Yazılar eski lehçede oldukları için john gemide bulunan mackey e döndü

-rodney görüntüleri alıyor musun?

-net ve açık

-ne yazdığını anlamadım fikrin var mı?

-aslında yok. Ama bir tür çeviri programı geliştirmiştim belki o yardım edebilir. Sembolleri giriyorum ve şöyle diyor. “fezalandırma sürüyor”

-güzel programmış peki şimdi programın ne demek isteğini çevirmek için bir programın var mı?

-feza gökyüzü demekti heralde. Atmosferlendirme ve ya yaşam destek sistemi olsa gerek

-Feza?

Kapı yavaşça gıcırdayarak açılmaya başladı önce bir hava dalgası aniden dışarı çıktı. İçeride ki basınç biraz fazla olmuştu ama dengelenmesi çok hızlı idi. İçeri giren tim kendilerini bir koridorda buldular. Atlantisin koridorlarını anımsatıyordu. Koridorun sonunda farklı yönlere giden iki oda vardı biri içerilere doğru diğeri ise tam olarak boşluğa bakıyordu. Önce boşluğa bakan kapıya yöneldiler. Kapı açılmadı ama devrelerle bir iki oynama ile açılmaya başlamıştı. Ekip ne olur ne olmaz diye kıyafetlerini çıkarmamışlardı ki bu güzel bir düşünce idi. Çünkü kapı açılır açılmaz ani bir hava hareketi tüm havayı açılan kapıdan içeri doğru çekti. Kapının arkasında girişte buldukları tersanenin kontrol odası vardı ve bir camı kırıktı. Tüm hava dışarı çıkmıştı.

Birkaç saatlik keşifin ardından ekipler 2. Kapının ayın merkezine yani ana kontrol odasına gittiğini bulmuşlardı. Rodney tüm ekip ve teçhizatını buraya getirmiş ve işe başlamıştı.

-albay galiba tüm sistemlere erişimi başardık. Durum pek iç açıcı değil

-sorun nedir?

-Kayıt defterleri gemisin en son elli bin yıl önce tam kapasite ile çalıştığını gösteriyor. Her şey zamanla eskimiş çoğu sistemin bakım olmadan çalıştırılması sorun olabilir ama en büyük sorun toplayıcı robotlarda.

-onlarda ne?

-burası bir gemi üretim merkezi devasa bir fabrika ve gemi üretebilmek için hammaddeye ihtiyaç var. Toplayıcı robotlarda burada devreye giriyor. Göktaşı,ay gezegen artık ne varsa gidiyor kazıyor ve işe yarar olanları getiriyor. Bizim elimizdeki toplayıcı robotların tamamı devre dışı. Manuel olarak çalıştırılmaları lazım.

-hiç iyi haber yok mu?

-Var diyebiliriz. Toplayıcılar çalışmıyor ama içeride ki üretim robotları aktif durumda istersek bir gemi üretebiliriz elimizde ki ham madde stoğu ancak bir gemiye yeter.

-peki o zaman geldiğimiz işi yapalım ve yeni O’neill yapalım bilirsin deneme amaçlı.

-bunu yapamam

-neden? Emirlerimiz bize bunu söylüyor yeni gemiler….

-yeni gemiler tamam ama hangi tip yeni gemi. Burada ki şablonlar kadimlere ait be kendi şablonlarımızı bir tür kabul ettiremedim sadece auroro sınıfı üretim söz konusu.

-emin misin?

-kesinlikle!

-o zaman onlardan yapalım etrafta bir iki tane bulunması güzel olur.
Bilgisayarlar ayın içinde girişte buldukları gibi 72 tane daha boşluk olduğunu söylüyordu. İçlerinden en sağlam olanın seçip robotları aktif hale getirdiler. Ham maddeler kol genişliğinde ki borulardan toz halinde yada erimiş olarak robotlara geliyor daha sonra robotlar bu maddelere şekil vererek gemiyi oluşturmaya başlıyordu. Tahminler bir geminin 3 haftada tamamlanabileceğini gösteriyordu. Tabi biraz bakımla bu zaman kısaltılabilirdi. İşlem başlayalı 4 
saat olmuştu ki dünyadan bir ileti almaya başladılar. General O’neill ekibi selamlıyordu.

-tebrikler beyler ilk gemiyi sabırsızlıkla bekliyoruz.

-saolun efendim işin çoğunu general Carter halletti biz sadece başında duruyoruz.

-eski günlerdeki gibi desene. Neyse asıl konumuza gelelim albay. Siz üretime başlar başlamaz yıldız geçidi komutanlığına ziyaretçilerimiz oldu. Korkmayın iyi ziyaretçiler geldi. Noxlar. Bir delege yanımda sizinle konuşmak istiyor. Biz ikna edemedik

Rengarenk saçlı delege ekranın önüne gelerek albayı selamladı.

-selamlar albay. Umarım nasıl bir gücü yönettiğinizi biliyorsunuzdur.

-aslında öğrenmeye çalışıyorum.

-ne kadar bilirseniz o kadar iyi albay. Bunu unutmayın. O şeyler bir zamanlar kardeşleri birbirine düşürdü. Sağladıkları 
güç ve zenginlik hiçbir şey ile ifade edilemez. Belki farkında değilsiniz ama bu gün medeniyetinizin ve iki galaksinin tüm kaderi ellerinizde. 

-endişelerinizi anlıyorum ama buranın komutası geçici olarak bende yakında dünyadan yeni bir general gelip komutayı benden alacaktır değimli general?

-kimsenin geldiği falan yok albay tüm komuta sizde. Bu ve bulunan diğer parçaların.

-biz noxlar uzun zaman önce kendi halimize çekilsekte her zaman böyle değildik. Bir zamanlar dörtlü ittifak vardı ve mu bu ittifakın en büyük ortak parçasıydı. O ayda bizimde hakkımız var albay. Ama artık gemilere ve savaşa haz duymuyoruz. Bunun için hakkımızı size bırakıyoruz. Tek bir şartımız var oda komuta daima sizde kalacak.

-dünya savunma ajansı bunu kabul etti albay. O şeyler içinde ki en yetkili kişi siz olacaksınız. Ha bir de 3 gemi ile yeni mürettebat ve malzeme yola çıkmak üzere

Konuşmanın ardından albay şaşkın bir şekilde dönerek etrafına bakıyordu. Mutluydu ama bir o kadarda korkmuştu.
1 gün sonra antartika savunma üssü

General o’neill merkez odaya çağırılmıştı. Pegasustan ve samanyolu karakollarından acil durum raporlarını gelmeye başlamıştı. Samanyolunda ki karakollara lucian gemileri saldırıyor pegasusta ise atlantisi bilinmeyen bir uzaylı ırkı ablukaya almıştı. general Carter kalkanları açmış ama savunmada hiç gemimiz bulunmuyordu.


Çevrimdışı nanoeray

  • Sci Fi Türkiye!
  • Administrator
  • Meraklı Üye
  • *
  • İleti: 226
  • Sci Fi Puanı: 3
  • Cinsiyet: Bay
    • Favori Dizileri: Stargate, Doctor Who, Avatar Serileri, Falling Skies
    • Profili Görüntüle
Ynt: Stargate Rise of Mu
« Yanıtla #4 : 25 Haziran 2014, 12:48 »
4.bölüm

pegasus galaksisi… Atlantis 

Sam;

-kalkanlar ne durumda

-Yüzde 40 ve düşüyorlar

-kim bu lanet olası yaratıklar

-ateş yüzünden kör durumdayız kaç gemi olduklarını bile bilmiyoruz

- neyle ateş ediyorlar ki bize hiçbir sensör çalışmıyor. Dünyaya haber ulaştımı peki

-ulaştı efendim tek güzel haber bu

Daniel destiny için yaptığı araştırmasını bırakarak atlantisin tahliyesi için ekiplere önderlik ediyordu ve Sam’in yanına gelerek

-tüm siviller hazır gitmek için hazırız.

-gücümüz azdı daniel tek bir geçit yolculuğu yapabiliriz onun için herkesin geçtiğinden emin ol

-peki ya siz?

-savunmam gereken bir şehir var. Geçidi tuşlamaya başlayın

Geçit tuşlamaya başlanamadan dışarıdan bir yerlerden geçit tuşlanmaya başlamıştı.
Kontrol panelinin başındaki teğmen bağırdı

-gelen solucan deliği!!

Geçit açımlı ama geçidin kalkanı açılmamıştı. Sam teğmene döndü

-neden kalkan açık değil?

-bilmiyorum efendim karşılık vermiyor hasar görmüş olmalı

-tamamen bağımsız sistemleri var nasıl olabilir bu?

Sorusunun cevabına alamadan geçitten tealc ve general O’neill geçmişti. Arkalarından ise bir tabur asker ve malzeme. 
Daniel, Jack e dönerek


-senin yönetmen gereken bir gezegen savunma sistemi yokmuydu?

-jaffa dostlarımız sayesinde karakollar sorunsuz olarak olarak düşmandan arındırıldı. Ayrıca eski bir dost burada bana 
ihtiyaç olduğunu söyledi

Tealc;

-kendisinden bahsediyor.

Sam;

-nasıl?

Jack;

-saldırılar sırasında antartikaya bir kapsül düştü içinde size getirdiğimiz 3 snm ve bir not vardı.

Daniel;

-peki onu gönderenin sen olduğundan nasıl emin olabiliyorsun?

-benim el yazımla yazılmış

-nota bakabilirmiyim?

-hayır

-neden?

-sana göstermememi söylüyordu

-jack tuzak olabilir lütfen

-olmaz

-tekrar neden?

-yanımda getirmedim daha acil meseleler vardı

Arkadan bir bağırma konuşmaları sonlandırmıştı

-ateş kesildi veriler almaya başlıyoruz

Sam merdivenleri tırmanarak bilgisayarların başına gitti.

-lanet olsun 60 tene gemi var yukarıda ve halen ateş ediyorlar. Ama bize değil. Başkalarıda var.

Jack araya girdi

-kim?

-enerji sinyalleri tamamen farklı ve birbirlerine ateş ediyorlar. Tealc o snm’lere ihtiyacımız var yukarıdaki kargaşa uzun 
sürmeye bilir.

Tealc snmleri alarak yola çıktı ve bu sırada geçit kapanmıştı. Daniel;

-daha önce gördüğümüz hiçbir ırka benzemiyorlar atlantisin bile daha ilerisinde bir teknolojileri olmalı

Jack;

-wraitler varken bir bu eksikti

Sam;

-tealc acil olarak o snmlere ihtiyacımız var

Daniel;

-sam sorun ne?

Sam;

İlk gelen gurup savaşı kaybediyorlar.

Jack;

-eee ne güzel işte yesinler birbirlerini

Sam;

-savaştan çekildiler tüm gemiler bizim üstümüze doğru geliyor. İntihar edecekler o kalkanlara ihtiyacımız var tealc hemen

Yirminin üstünde gemi atmosfere acil giriş yapmış ve girerken oluşan sürtünmeden büyük hasar almışlardı. Görüş 
alanına girdiklerinde ise sadece ateş topları vardı.

Tealc;

-snmler yerleştirildi kalkanlar açabilrsiniz

Sam;

-kalkan açılıyor 3..2…1…

Gemiler çarpmadan önce atlantisin kalkanları açılmaya başlamıştı. Mavi boloncuk şeklinde ki kalkan yukarıya doğru yükseliyordu.

Daniel;

-Sam benim gördüklerimi senden görüyormusun?

Jack;

-ne görüyorsun?

Sam;

-kalkan bir sorun var. Snmler yüzünden olmalı. Snmler tuzakmış!

Kalkan en yüksek noktaya ulaşıp birleştiğinde yeşil bir ışık etrafı kapladı ve tüm düşen gemiler bu ışık huzmesine çarpmaya başladı.

1 saat sonra sirius

-efendim gelen bir iletiniz var

-ekrana ver.

-ekranda

-lorne senmiydin haberler ne?

-iyi değil albay hiç iyi değil. 

-binbaşı ne oluyor?

-diğer ayla yola çıkmıştık size doğru geliyorduk ama atlantisten geri dönmemizi istediler. Saldırı altındalarmış

-saldırımı? Wraithler atlantisin yerini nasıl öğrenmiş?

-Wraithler değil aslında kim olduklarını bilmiyoruz. Bir anda ortaya çıktılar ve gördüğümüz tüm ırklardan daha güçlüler

-O’neill la hemen yola çıkyoruz binbaşı. Dünyanın haberi var mı?

- 2. Ay şu anda iki galaksi arasında sizinle ve dünya ile bağlantı sağlaya biliyoruz ama artık yapabileceğimiz bir şey yok

-ne demek yapabileceğimiz bir şey yok neler oluyor orda?

-birkaç saat önce Atlantis durumu dünyaya geçitle bildirmiş. General O’neill yanına büyük bir müfreze ve teçhizatla 
atlantise gitmiş.

-peki sorun ne?

-şu anda atlantisin bulunduğu güneş sistemindeyiz

-Ve?

-gezegen. Gezegen yok. Etrafta bir sürü kaya yığını var ne Atlantis nede düşmandan iz yok

- lanet olsun. Hem Carter hem O’neill iki generalde oradaydı. Şimdi komuta kimde?

-dünyayla iletişime geçtik sizden önce ama beklememizi söylediler hükümetler birbirine girmiş durumda. Birkaç düzine albay kaldı geriye ve diğerleri sizin emirlerinizi bekliyor.

-benim mi?

-diğer gemilerin kaptanları dünyaya giderlerse bir savaşın parçası olabileceklerinden korkuyorlar. X304 ün dünyaya neler yapabileceğini bir düşünün

-haklılar. Bir dakika

- albay?

-tüm gemileri güneş sitemine çağıracağız. Plüto yörüngesine toplanıyoruz. Dünyada bir kargaşa olursa yada saldırı 
hemen müdehale edebiliriz savaşa da sebeb olmayız

Rodney;

-plüto olmaz

-neden

-yörüngesi sabit değil. Dengesiz. Bize çok zorluk çıkarır. Uranüs daha iyi bir seçenek

-peki öyle diyorsan. Binbaşı tüm gemilere ve 2. Aya haber veriyoruz yer Uranüs

2 ay sonra

Güneş sisteminin en uzak uçlarında…

2 ay önce iki generalin ortadan kaybolmasıyla dünya kısa süreli bir kargaşa yaşamış ama gemi kaptanlarının savaşı önlemeye yönelik aldığı birlik kararları ile hükümetler geri adım atmıştı. En zor vazgeçen ise çin olmuştu. Kendi askerlerinin nasıl böyle davranabildiklerine inanamıyorlardı. Komuta zincirine yeni general ise atanmamıştı.

Eldeki generallerin hepsine karşı çıkan bir devlet vardı ayrıca hiçbirinin bu derece deneyimi yoktu. Askeri sistem direk olarak dünya savunma ajansına bağlanmıştı. Ün üst rütbe askeri komutanı ise gemi komutanları arasında yapılan oylama ile belirlenmişti. Yeni komutanda alman İngiliz gemisi Churchill in kaptanı albay Jakop Simons dı. Sheppard ise ayların komutasına devam ediyordu.

Uranüs’ün son 2 aydır yeni konukları vardı. 2 minik ay Uranüs yörüngesinde sessizce dolanıyor ve azıcıkta olsa gelen güneş ışıklarını tüm yüzeyi ile yakalamaya çalışıyordu. Bu yüzden ayların güneşe bakan kısımları koyu karanlıktı. Diğer yüzleri ise Uranüs’ten yansıyan ışıkla loş bir parlaklığa sahipti. Samanyolu’nda bulunan ay John tarafından komuta merkezi olarak seçilmişti. Ayın yüzeyine yakın bir yerde bulunan eski bir yaşam alanı ise merkez ofis olmuştu.

Pegasus parçasının gelmesi ile işler değişmişti. Çünkü pegasus ay ı büyük gemiler üretebilmekle beraber asıl kabiliyeti küçük gemi ve robotlar üretebilmekti. Büyük tersanelerden ziyade küçük küçük fabrikalardan oluşan bu parça belirli kalıplar dışında dünya tasarımı olan şeyleri üretebiliyordu. Yedek parça fabrikası gibiydi. kadimlerin onu neden kendilerine yakın tuttuğu anlaşılmıştı.yeni gemiler üretmek zorunda değillerdi sadece parçaları değiştirerek işi hallediyorlardı. Samanyolu ay ı ise halen kadim parçaları üretebiliyordu. 

Uzun denemeler sonuç vermemiş ve aurora sınıfı gemiler üretimi devam etmişti. Ama diğer ay sayesinde yeni yedek parçalar üretilebileceği için asgard silahları üretiliyor ve eski kadim gemilerine monte ediliyordu. Ayrıca ikinci ay sınırsın dron kaynağı sağlıyordu. Derin uyku kapsülleri gemi yapım aşamasında iken atlanıyor gemi bittikten sonra pegasus ayında yerleri dron depoları olarak değiştiriliyordu. Kapasiteleri on kat armış ve artık plazma topları vardı. Ama halen büyük bir sorunları vardı. Kalkanlar! Kadim kalkanları çok gelişmişti ama bu teknoloji çok büyük güç istiyordu. Dünya insanlarının elinde ise kalkanları tam kapasite çalıştıracak hiçbir güç kaynağı yoktu. Onlara sıfır noktası modülü lazımdı. 

İki ayda didik didik edilmiş ama snm üretimine dair hiçbir şey bulunamamıştı. Rodney snm için diğer parçalrın kullanıldığından gayet emindi ama diğer mu parçaları hiç var olmamış gibiydi. Haklarında hiçbir bilgi yoktu.


Shepprad ın odasının kapısı çalındı ve içeri Rodney girdi yanında radek vardı.

Rodney;

-john ilk üretilen kadim gemisi ile yapılan testlerin sonuçları geldi

Radek;

-sonuçlar hiç iyi değil. Silahlar için gerekli gücü asgard çekirdekleri karşılıyor ama kalkanlar…

John;

-Kalkanlar?

Rodney;

-Bir türlü dengeye kavuşamıyorlar. Orijinal jeneratörler bir türlü tam kapasite çalıştıramadık asgard çekirdekleri de 
uyum sağlamıyorlar. 

Radek;

-tonla silah ama sıfır kalkan. Snm lerimiz olsaydı sorunumuz kalmazdı.

John;

-ama yok başka bir yol bulmalıyız

Rodney;

-başka yolu yok. Bu kadar çok silah yükleyeceksek en güçlü kalkanları kullanmalıyız.

John;

-peki tamam birkaç tane üret iverde şunlardan kullanalım

Rodney;

-çok komik ha ha. Belki ben yapamam ama yapacak olan ayın yerini biliyor olabilirim

Radek;

-çok küçük bir olasılık ama galiba diğer parçaların yerini bulmuş olabiliriz

John;

-şunu baştan söylesenize iki saattir oyalamak yerine

Rodney;

-sorunda burada başlıyor ya zaten. Sinyallerin kaynağı andromeda ve aldığımız birkaç sinyalde bize parçaların harıl harıl çalıştığını söylüyor. Kadimlerde olabilir başka yaratıklarda.

John;

-kadimler olsa bilirdik şimdiye wraithlere saldırmış olurlarda. Kesinlikle başka şeyler olmalı. Albay simons a haber veririm bir iki gemi ile keşif yolculuğuna çıkabiliriz

Albay simons keşif için bir türk gemisi ile O’neill ı görevlendirmişti. O’neill halen john un komutasında idi ama john’un komuta etmesi gereken daha büyük şeyler vardı. Bu yüzden yerini eski ekip arkadaşı Ronon ve teyla’ya bırakmıştı. 
Teyla aslında asıl komutandı. 2 aylık uzun yolculuğun sonunda gemiler andromeda’ya giriş yaptılar.


Önlerine gelen ilk yaşanabilir gezegene gidip etrafa bakmak istediler. Siteme girdiklerinde fark ettikleri ilk şey etrafta dolanan gemi parçlarıydı. Geminin bilgisayarları alarm vermeye başlamıştı. Gelenler vardı. Ardı ardına hiper uzay pencereleri açıldı ve yüz elliye yakın gemi çıktı. Gemiler aurora sınıf gemilerdi. Dünya gemilerinin etrafını sarmaya başlamışta hiçbir iletişim çabaları yoktu ve silahlara güç vermeye başlamışlardı


Çevrimdışı sg-1903

  • Yeni Üye
  • *
  • İleti: 3
  • Sci Fi Puanı: 2
  • Cinsiyet: Bay
  • Sci Fi Türkiye!
    • Favori Dizileri: stargate
    • Profili Görüntüle
Ynt: Stargate Rise of Mu
« Yanıtla #5 : 27 Eylül 2014, 21:22 »
bilmem kaç aylık geçikmeden dolayı özür dilerim. karşınızda 5.bölüm
5.bölüm
 
Andromeda galaksisinin merkezinden çok uzaklar bir yıldız sisteminde iki dünya gemisi bilinmeyen düşmanlarca saldırıya uğramak üzereydi. 2 gemiye karşılık 6 gemi vardı ve düşman gemilerin ne gücü nede yetenekleri bilinmiyordu.
Teyla;
-kalkanları açın ve hiper uzay jeneratörlerini hazırda bekletin
-kalkanlar tam kapasitede…. Efendim gelen gemiler
Sol taraftan yaklaşan farklı tasarımlı gemiler ilk gelen düşman tavırlı gemilere ateş açmaya başlamışlardı. Başa baş ve zor bir mücadeleydi ve iki tarafta kazanamıyordu. İki tarafta gemi kaybetmeden birbirinden uzaklaşmaya başladılar. Bu sıralarda ise dünya gemileri çoktan galaksi dışına atlamışlar.
Dümen subayı;
-galaksi dışına çıktık efendim.
-gemiler veri tabanımızda ki herhangi bir bir şeyle uyum sağladımı?
-hayır efendim. Efendim gelen ileti var. Video gönderisi.
-kaynak?
-andromedadan geliyor.
-ekrana ver.
Ekranda görüntü belirdiğinde tüm köprü şaşkın şaşkın ekranda ki tanıdık yüze bakıyorlardı.
 
10000 yıl önce andromeda; general komorius murlyalıların eski an vatanı olan gezegenin yörüngesinde gemisi Athena ile bekliyordu. Yanına gelen bir subay generale bir tableti göstererek büyük cam pencereden gezegenin yörüngesinde ki ayları gösteriyor du. Bunlar eski antik metinlerde geçen efsane MU tersanesinin parçalarıydı. Altı parçanın biri pegasusta diğeri samanyolunda idi. Kalan 4 parça ise generalin emrine girmek için yörüngede bekliyorlardı. General;
“-artık geri çekilmek yok, artık kaybetmekte yok…” sözlerini bitiremeden subay araya girerek 
-efendim 4 parça olması lazım ama gezegenin etrafında gördüğümüz 3 parçanın dışında 7 parça daha var.
-nasıl olur bu? Milyon yıl önce bu topraklarda yaşayan tüm canlılar katledildi! Parçalar durduk yere kendilerini kopyalamadılar ya?
-efendim ne olduysa bu arada olmuş olmalı. Çünkü parçalar yüzbinlerce yıldır pasif olduğu gelen veriler arasında.
-insan olmayan hiçbir canlı o gemileri çalıştıramaz teğmen
-biliyorum efendim kim çalıştırmışsa bunu çok uzun zaman önce yapmış ve işi bitince de bırakıp gitmiş.
Bir baç dakika sonra kalan parçalarda görüş alanına girdi ve fark hemen anlaşıldı. Diğer parçalar hem tamamlanmamıştı hem de Mu’nun  orijinal parçalara hiç benzemiyordu. Teğmen;
-her neyin parçaları ise tamamlanmamışlar ve içerden bir patlama ile çok büyük hasar almışlar,
-yeni parçalardan gelen enerji sinyali varmı teğmen?
- var efendim. Bizimkilere benziyor ama biraz farklılar. Aslında her parçanın ki birbirinden farklı. Bir birlerin benzer türeleri.
-teğmen tüm tarayıcıları aktif hale getirin ve var olabilecek  tüm benzer enerji sinyallerini tarayın.
Bir günlük tarama işlemi bitmiş general gördükleri karşısında donmuş kalmıştı. Ekranda ki her yer küçük parlak noktalarla kaplıydı. Ekran adromeda galaksisini değil samanyolunun ve etrafında ki tüm galaksileri içinde bulunduğu milyonlarca galaksiden oluşan süper kümeyi gösteriyordu. Her yerde eski murya gemileri veya benzerleri vardı.
General emrindekilere dönerek gemiyi sitemin içlerine doğru gitmesini emretti. Kendisi ise odasına çekilerek atlantise son bir mesaj gönderiyordu;
 
“adım general filaus komodius. Atlantis 6.sevieye generali ve şu ana kadar yaşadığını bildiğim tek murya torunu. Mesajın yüce konseye.
Size soyumu ve keşif görevindeki amaçlarımı tam olarak söylememiş olabilirim ama niyetim kötü değildi. Sadece beni engellemenizden korktum. Gemim Athena ile çıktığımız keşif başarı oldu ama öğrendiklerimiz aradıklarımız daha büyük bir yardım bulabileceğimiz gösterdi. Uzun zaman önce olan ve atalarımın kaybettiği imparatorluk savaşlarında tüm muryalı imparatorlar yok edildi olarak biliyordum ama değilmiş. Savaştan kurtulanlar mu yu kullanarak kendi mularını yapmış. Tam parça ve tam güçte çalışmak üzere. Bildiğimiz kadarı ile 12 imparatorluk mu su yapılmış ve milyonlarca yıl önce andromedayı terk etmişler. Şimdi ise milyonlarca galaksiden oluşan bir ağa yayılan imparatorluklar kurmuşlar. Lantiyanların korktukları ve kardeşleri ödürmek zorunda kaldıkları olasık kaderlerine dönüşmüş. Kalan eski mu parçalarının koordinatlarını ve elimizde olan tüm verileri gönderiyorum. Ben ve mürettebatım bu imparatorluklarda yardım alabilmek için sistemin içlerine doğru ilerleme kararı aldık. Destek bulabilirsek savaşı birkaç gün içinde bitirebiliriz. Geri dönemezsem ise öldüğümüzü varsayın”
 
Günümüz andromeda sınırı;
 teyla;
-general biz sizin öl…
-lütfen o kelimeyi sevmiyorum.
Ronan;
-ölmüş?
-neden…? Ahh her neyse anlaşılan snmleri kendi kendime göndermemişim tuzakmış. Aktif olur olmaz kedimizi atlantisle beraber andromeda da bulduk. Yeni müttefikimiz bizi kurtarmak için yok olmuş gibi gösterip-tüm gezegeni patlatarak- kendi düşmanlarından korudu. Şimdi onun için savaşacak gemi üretiyoruz. Ben carter sen o şu bu hepimiz,
-hangi müttefik? Ne savaşı? Wraitler yanlış yönde.
-kim?
Ronan;
-şu yaşam emen siyah pelerinli asalak tipler?
-ha onlar. Onlar sorun değil. Daha büyük sorunlarımız var. General carter yeni gemimizle biradan yanınıza gelmiş olur. O sizinle birlikte dünyaya gidip her şeyi açıklayacak şimdilik bu kadar.

Görüşme bittikten iki dakika sonra mavi süslemeleriyle bir kadim gemisi görüş alanında belirdi. Gemilerin yeni rotaları dünya olarak ayarlayıp yola çıktılar.

Çevrimdışı Odyssey

  • Administrator
  • Yeni Üye
  • *
  • İleti: 26
  • Sci Fi Puanı: 1
  • Cinsiyet: Bay
  • Sci Fi Türkiye!
    • Favori Dizileri: Stargate Sg1/Atlantis/Universe
    • Profili Görüntüle
Ynt: Stargate Rise of Mu
« Yanıtla #6 : 29 Eylül 2014, 01:17 »
gerçekten uzun zamandır bekliyordum :D hemen başlıyorum

Çevrimdışı nanoeray

  • Sci Fi Türkiye!
  • Administrator
  • Meraklı Üye
  • *
  • İleti: 226
  • Sci Fi Puanı: 3
  • Cinsiyet: Bay
    • Favori Dizileri: Stargate, Doctor Who, Avatar Serileri, Falling Skies
    • Profili Görüntüle
Ynt: Stargate Rise of Mu
« Yanıtla #7 : 29 Eylül 2014, 19:43 »
+1
Tekrar hoşgeldin :D


Çevrimdışı sg-1903

  • Yeni Üye
  • *
  • İleti: 3
  • Sci Fi Puanı: 2
  • Cinsiyet: Bay
  • Sci Fi Türkiye!
    • Favori Dizileri: stargate
    • Profili Görüntüle
Ynt: Stargate Rise of Mu Bölüm 6
« Yanıtla #8 : 03 Ekim 2014, 20:18 »
hoşbulduk :)  zamanım oldukça yazmaya çaılışacağım. okuyan varmı bilmem ama yazmak hoşuma gidiyor.

BÖLÜM 6

General Carter yeni lantian gemisi ile dünyaya varalı bir saat bile olmamıştı. Dünya güvenlik konseyine yeni raporunu sunmak için Berlin’e bir jumperla inmişti. Sunum için toplantı odasında herkes carter ın hazır olması beklerken bir delege kendini tutamadı sinirli bir tavırla herkesin aklında ki soruyu sordu;
-tam iki ay. Ne atlantisten nede en üst rütbeli iki generalimizden haber alamıyoruz. Geriye hiçbir güvenlik prosedürü bırakmadıkları içinde 3. Dünya savaşının kıyısından dönüyoruz. Sonra bir gün öldü dediğimiz generallerimizden biri antika bir gemiyle çıkagelip hala yetki ondaymış gibi konseyi topluyor
-öncelikle sayın delege size daha önce bilgi gönderemediğimiz ve gerekli prosedürleri oluşturmadığımız için özür dilerim
Başka bir delege sıkkın bir ifade ile;
-boş verin özrü artık çok geç neden buradayız onu açıklayın
-iki ay  önce hepimizin bildiği gibi atlantise kimliği belirsiz güçlerce saldırı yapıldı. Ne kalkanlarımız nede silahlarımız yeterince etkili değildi tam savaşı kaybedeceğiz derken başka bir gemi gurubu ilk guruba saldırdı ve ani bir saldırıyla ilk gurubu neredeyse yok etti. neredeyse diyorum çünkü arta kalan gemiler atmosfere girerek atmosfere girerek üstümüze bir intihar saldırısı düzenlediler.
Sonra ne olduğunu anlamadan kendimizi uzayda bulduk. Birkaç dakika sonrada ikinci saldırgan grup aniden çevremizde belirdi.
-atlantisin dedektörleri çalışmıyor muydu?
-hayır çalışıyordu ama gelenler ne hiperuzayı nede bildiğimiz başka bir teknolojisi kullanıyordu. Daha sonra iletişime geçtiler ve kendilerini tanıttılar. Dedikleri doğruysa ki paylaştıkları bilgiler sayesinde artık eminiz kendileri ve bize ilk saldıran grup murya kökenli 12 imparatorluk üyesi imiş.
-devam etmeden şu imparatorluk olayını açabilir misiniz?
 
 
-tabiki. Onlardan aldığımız bilgiye göre tam 6 milyon yıl önce kadimler ve muryalılar dünyayı paylaşan iki farklı yönetimmiş. Hatta antik hikayelerdeki gibi atlantis muryanın birkaç kolonisinden biriymiş. Galaksiye yayılan salgına kadar da pek bir sorunları olmamış. Ama salgınla murya gücünü kaybetmeye başlayınca diğer koloniler baş kaldırmış ve savaş çıkmaması için tüm uygfarlıklar aynı anda hem gezegeni hem de galaksiyi terk etmiş. Diğer koloniler hakkında pek bilgi yok ama Atlantisliler pegasusa muryalılarda andomedaya yerleşmiş.
- Noxlar diğer kolonilerden biri olabilir mi?
- muhtemel bir olasılık. Çok süre geçmeden taraflar birbirine savaş ilan etmiş. Kaynak bakımında murya tarshane aylar sayesinde ne kadar güçlü olsa da bir mu generali nedeni bilinmeyen bir sebepten Atlantis saflarına geçmiş ve savaşın kaderi tamamen değişmiş. Tüm muryayılar tabiri caizse kanlarının son damlasına kadar savaşmışlar ve yok olmuşlar. Yada Atlantisliler öyle zannetmiş.Aylar etkisizleştirilmiş ve birbirinden uzak konumlara taşınmış.
General konuşmasına devam ederken bir subay toplantı odasına girerek generalin kulağına birkaç şey fısıldadı. General subaya dönerek “ortamı güvenlik altına alın” dedi ve konseye geri döndü.
-savaş bittikten yüzlerce yıl sonra kurtulan yada saklanan murya kralları tekrar pegasusta ayları toplamışlar. Bizdekiler dışında tüm ayları toplayarak her bir kral kendine yeni bir ay takımı inşa etmiş ve birbirinden uzak galaksilere yayılarak her şeye yeniden başlamışlar.
- Atlantislilere kin gütme veya intikam duygusu olmadan mı?
-aslında kurtulan krallar daha çok küçük krallar. Kin tutmak yerine müteşekkir olmuşlar. Bu güne gelene kadar da yayılmaya ve büyümeye devam etmişler. Bize saldıran grup ile müttefik olduğumuz grup aynı krallık içinden küçük prensler. Kendileri için ilk himaye alanlarını oluşturmak istiyorlar.
-ve bizde küçük prenslerin oyuncakları olacağız.
-maalesef sayın delege. Ya galaktik bir filo kurup savaşacağız yada sitemin bir parçası olacağız. Ki siteme dahil olmamıza pek bir engel kalmadı. İlk saldıran grup yani 7. seviye prensi tamamen yenilmek üzere ve evet seviye. Bizde ki monarşik tahta oturma seviyesine göre aileler seviyelere ayrılmış baştaki düşerse bir alt seviye başa geçiyor.
-peki bizim prens kaçınc…
-5. Seviye ve doğal olarak orduları daha güçlü.
-birkaç prens oyun oynasın diye gemilerde ve gezegenlerde binlerce insan ölüyor doğru anlamış mıyım?
-sadece insanlar değil farklı türlerde söz konusu. Neyse asıl konuya dönelim. Müttefikimiz olan prens adı da biraz tanıdık gelebilir Zeus. Ailesi muryalı kralları onurlandırmak için bu adı vermiş yani orijinal Zeus değil bizi kendi imparatorluğuna almak için bir tek şart koştu.
- verilecek tüm kararları vermişsiniz bize sadece izlemek düştü. Hiç memnun olmasak ta başka çaremiz yok. Uygulayın
- efendim bizden istedikleri bir başka prensi yakalamamız. Ve bu prensin babası müttefikimizde dahil olduğu siyah imparatorluğun 1. Seviye kralın oğlu. Yani tüm imparatorluğun asıl prenslerinden biri.
- daha 5. Seviye ile uğraşacak güçte değiliz o kadar güçlüsünü nasıl ele geçirelim? Ha birde koca galaktik imparatorluğun adı siyah mı?
-ismini tam olarak çeviremedik efendim. Siyah şimşekli bir bayrağı olduğu için kısaltma olarak öyle diyoruz. Prense gelirse sorun şu ki prens pek gözde değil. Babası imparator olsada annesi düşman imparatorluklardan birinin 2. Seviye kraliçesi. Nasıl olduda bu prens doğdu hiçbir fikrim yok ve açıkçası bilmekte istemiyorum. Bilinen bir ordusu yada koruması yok. Yıllardır da saklanıyormuş. Burada dünyada!
-eğer burada ve güçsüzse nasıl olduda bu zamana kadar kimse gelip almaya çalışmadı.
- dünya antik ve dokunulmaz bir statüsü varmış ve ayrı daha güçlü bir ırkın yönettiği başka bir galaktik küme imparatorluğu ile arada ki dokunulmaz bölgede bulunuyor muş. Muş çünkü bu imparatorluk zayıflamaya ve gerilemeye başlamış. Bu yüzden de prensler ve yeni akıncılar gözünü buraya dikti. Birde kimse imparatorun oğluna silah doğrulmak istemiyor ne olur ne olmaz.
- pis işleri yapmak bize düşüyor o zaman. Nerde olduğunu bulun ama hemen silah doğrultmayın derim. Önce onunla konsey olarak bir konuşmak isteriz.
- deneye biliriz ama söz veremem. Yerini tespit ettik şu anda pariste uydu görüntüleri de gelmeye başadı.
Salonda ki büyük ekranda sgc nin işareti belirdi ve uydu görüntüleri gelmeye başladı. Uydu paris in merkezinde hafif yeşillik bir alana yaklaştı. Görüntü git gide koşu yapan kapşonlu birine yakınlaşmaya başladı. Sıradan biri gibi yavaş tempoda koşayordu. Görüntü yakınlaşmaya başladıkça oda hızını yavaşlatmaya başladı. Görüntü en yakın noktaya geldiğinde artık koşmuyor. Önce sağına sonra soluna döndü etrafına bakınıyordu. Sonra birden bire yukarıya tam da uyduya doğru bakmaya başladı. Delegelerden biri;
-Bana mı öyle geliyor yoksa bize mi bakıyor?
-Galiba. Dedi carter.
Sonrasında koşucunun gözleri parlamaya başladı. Tıpkı bir goual gibi ama sarı değil bembeyaz parlıyordu. Görüntü tamamen gitmişti sadece bir beyazlık vardı. Birkaç saniye sonrasın görüntü geldi ama koşucu artık orada değildi. Carter hemen telefonuna sarıldı ama bir anda salonun ortasında bir ışık patlaması oldu. İzledikleri adam salonun ortasında duruyordu. Kopşunun indirdi görüntü esmer tenli 1.75 boylarında kahverengi gözlü yirmili yaşlarında birine aitti. Ve cartera dönerek;

-Parkın etrafında ki bir tugay askere ve bana kilitlenmiş bir düzine uyduya bakılırsa rahatsız edilmeden koşma zamanı sona erdi gibi?General Carter yeni lantian gemisi ile dünyaya varalı bir saat bile olmamıştı. Dünya güvenlik konseyine yeni raporunu sunmak için Berlin’e bir jumperla inmişti. Sunum için toplantı odasında herkes carter ın hazır olması beklerken bir delege kendini tutamadı sinirli bir tavırla herkesin aklında ki soruyu sordu;

-tam iki ay. Ne atlantisten nede en üst rütbeli iki generalimizden haber alamıyoruz. Geriye hiçbir güvenlik prosedürü bırakmadıkları içinde 3. Dünya savaşının kıyısından dönüyoruz. Sonra bir gün öldü dediğimiz generallerimizden biri antika bir gemiyle çıkagelip hala yetki ondaymış gibi konseyi topluyor
-öncelikle sayın delege size daha önce bilgi gönderemediğimiz ve gerekli prosedürleri oluşturmadığımız için özür dilerim
Başka bir delege sıkkın bir ifade ile;
-boş verin özrü artık çok geç neden buradayız onu açıklayın
-iki ay  önce hepimizin bildiği gibi atlantise kimliği belirsiz güçlerce saldırı yapıldı. Ne kalkanlarımız nede silahlarımız yeterince etkili değildi tam savaşı kaybedeceğiz derken başka bir gemi gurubu ilk guruba saldırdı ve ani bir saldırıyla ilk gurubu neredeyse yok etti. neredeyse diyorum çünkü arta kalan gemiler atmosfere girerek atmosfere girerek üstümüze bir intihar saldırısı düzenlediler.
Sonra ne olduğunu anlamadan kendimizi uzayda bulduk. Birkaç dakika sonrada ikinci saldırgan grup aniden çevremizde belirdi.
-atlantisin dedektörleri çalışmıyor muydu?
-hayır çalışıyordu ama gelenler ne hiperuzayı nede bildiğimiz başka bir teknolojisi kullanıyordu. Daha sonra iletişime geçtiler ve kendilerini tanıttılar. Dedikleri doğruysa ki paylaştıkları bilgiler sayesinde artık eminiz kendileri ve bize ilk saldıran grup murya kökenli 12 imparatorluk üyesi imiş.
-devam etmeden şu imparatorluk olayını açabilir misiniz?
 
 
-tabiki. Onlardan aldığımız bilgiye göre tam 6 milyon yıl önce kadimler ve muryalılar dünyayı paylaşan iki farklı yönetimmiş. Hatta antik hikayelerdeki gibi atlantis muryanın birkaç kolonisinden biriymiş. Galaksiye yayılan salgına kadar da pek bir sorunları olmamış. Ama salgınla murya gücünü kaybetmeye başlayınca diğer koloniler baş kaldırmış ve savaş çıkmaması için tüm uygfarlıklar aynı anda hem gezegeni hem de galaksiyi terk etmiş. Diğer koloniler hakkında pek bilgi yok ama Atlantisliler pegasusa muryalılarda andomedaya yerleşmiş.
- Noxlar diğer kolonilerden biri olabilir mi?
- muhtemel bir olasılık. Çok süre geçmeden taraflar birbirine savaş ilan etmiş. Kaynak bakımında murya tarshane aylar sayesinde ne kadar güçlü olsa da bir mu generali nedeni bilinmeyen bir sebepten Atlantis saflarına geçmiş ve savaşın kaderi tamamen değişmiş. Tüm muryayılar tabiri caizse kanlarının son damlasına kadar savaşmışlar ve yok olmuşlar. Yada Atlantisliler öyle zannetmiş.Aylar etkisizleştirilmiş ve birbirinden uzak konumlara taşınmış.
General konuşmasına devam ederken bir subay toplantı odasına girerek generalin kulağına birkaç şey fısıldadı. General subaya dönerek “ortamı güvenlik altına alın” dedi ve konseye geri döndü.
-savaş bittikten yüzlerce yıl sonra kurtulan yada saklanan murya kralları tekrar pegasusta ayları toplamışlar. Bizdekiler dışında tüm ayları toplayarak her bir kral kendine yeni bir ay takımı inşa etmiş ve birbirinden uzak galaksilere yayılarak her şeye yeniden başlamışlar.
- Atlantislilere kin gütme veya intikam duygusu olmadan mı?
-aslında kurtulan krallar daha çok küçük krallar. Kin tutmak yerine müteşekkir olmuşlar. Bu güne gelene kadar da yayılmaya ve büyümeye devam etmişler. Bize saldıran grup ile müttefik olduğumuz grup aynı krallık içinden küçük prensler. Kendileri için ilk himaye alanlarını oluşturmak istiyorlar.
-ve bizde küçük prenslerin oyuncakları olacağız.
-maalesef sayın delege. Ya galaktik bir filo kurup savaşacağız yada sitemin bir parçası olacağız. Ki siteme dahil olmamıza pek bir engel kalmadı. İlk saldıran grup yani 7. seviye prensi tamamen yenilmek üzere ve evet seviye. Bizde ki monarşik tahta oturma seviyesine göre aileler seviyelere ayrılmış baştaki düşerse bir alt seviye başa geçiyor.
-peki bizim prens kaçınc…
-5. Seviye ve doğal olarak orduları daha güçlü.
-birkaç prens oyun oynasın diye gemilerde ve gezegenlerde binlerce insan ölüyor doğru anlamış mıyım?
-sadece insanlar değil farklı türlerde söz konusu. Neyse asıl konuya dönelim. Müttefikimiz olan prens adı da biraz tanıdık gelebilir Zeus. Ailesi muryalı kralları onurlandırmak için bu adı vermiş yani orijinal Zeus değil bizi kendi imparatorluğuna almak için bir tek şart koştu.
- verilecek tüm kararları vermişsiniz bize sadece izlemek düştü. Hiç memnun olmasak ta başka çaremiz yok. Uygulayın
- efendim bizden istedikleri bir başka prensi yakalamamız. Ve bu prensin babası müttefikimizde dahil olduğu siyah imparatorluğun 1. Seviye kralın oğlu. Yani tüm imparatorluğun asıl prenslerinden biri.
- daha 5. Seviye ile uğraşacak güçte değiliz o kadar güçlüsünü nasıl ele geçirelim? Ha birde koca galaktik imparatorluğun adı siyah mı?
-ismini tam olarak çeviremedik efendim. Siyah şimşekli bir bayrağı olduğu için kısaltma olarak öyle diyoruz. Prense gelirse sorun şu ki prens pek gözde değil. Babası imparator olsada annesi düşman imparatorluklardan birinin 2. Seviye kraliçesi. Nasıl olduda bu prens doğdu hiçbir fikrim yok ve açıkçası bilmekte istemiyorum. Bilinen bir ordusu yada koruması yok. Yıllardır da saklanıyormuş. Burada dünyada!
-eğer burada ve güçsüzse nasıl olduda bu zamana kadar kimse gelip almaya çalışmadı.
- dünya antik ve dokunulmaz bir statüsü varmış ve ayrı daha güçlü bir ırkın yönettiği başka bir galaktik küme imparatorluğu ile arada ki dokunulmaz bölgede bulunuyor muş. Muş çünkü bu imparatorluk zayıflamaya ve gerilemeye başlamış. Bu yüzden de prensler ve yeni akıncılar gözünü buraya dikti. Birde kimse imparatorun oğluna silah doğrulmak istemiyor ne olur ne olmaz.
- pis işleri yapmak bize düşüyor o zaman. Nerde olduğunu bulun ama hemen silah doğrultmayın derim. Önce onunla konsey olarak bir konuşmak isteriz.
- deneye biliriz ama söz veremem. Yerini tespit ettik şu anda pariste uydu görüntüleri de gelmeye başadı.
Salonda ki büyük ekranda sgc nin işareti belirdi ve uydu görüntüleri gelmeye başladı. Uydu paris in merkezinde hafif yeşillik bir alana yaklaştı. Görüntü git gide koşu yapan kapşonlu birine yakınlaşmaya başladı. Sıradan biri gibi yavaş tempoda koşayordu. Görüntü yakınlaşmaya başladıkça oda hızını yavaşlatmaya başladı. Görüntü en yakın noktaya geldiğinde artık koşmuyor. Önce sağına sonra soluna döndü etrafına bakınıyordu. Sonra birden bire yukarıya tam da uyduya doğru bakmaya başladı. Delegelerden biri;
-Bana mı öyle geliyor yoksa bize mi bakıyor?
-Galiba. Dedi carter.
Sonrasında koşucunun gözleri parlamaya başladı. Tıpkı bir goual gibi ama sarı değil bembeyaz parlıyordu. Görüntü tamamen gitmişti sadece bir beyazlık vardı. Birkaç saniye sonrasın görüntü geldi ama koşucu artık orada değildi. Carter hemen telefonuna sarıldı ama bir anda salonun ortasında bir ışık patlaması oldu. İzledikleri adam salonun ortasında duruyordu. Kopşunun indirdi görüntü esmer tenli 1.75 boylarında kahverengi gözlü yirmili yaşlarında birine aitti. Ve cartera dönerek;
-Parkın etrafında ki bir tugay askere ve bana kilitlenmiş bir düzine uyduya bakılırsa rahatsız edilmeden koşma zamanı sona erdi gibi?
« Son Düzenleme: 03 Ekim 2014, 20:20 Gönderen: sg-1903 »

Çevrimdışı nanoeray

  • Sci Fi Türkiye!
  • Administrator
  • Meraklı Üye
  • *
  • İleti: 226
  • Sci Fi Puanı: 3
  • Cinsiyet: Bay
    • Favori Dizileri: Stargate, Doctor Who, Avatar Serileri, Falling Skies
    • Profili Görüntüle
Ynt: Stargate Rise of Mu
« Yanıtla #9 : 05 Ekim 2014, 00:43 »
Guzel bolum ancak 3 4 defa atni seyi tekrarlamissin mesajda


Çevrimdışı sg-1903

  • Yeni Üye
  • *
  • İleti: 3
  • Sci Fi Puanı: 2
  • Cinsiyet: Bay
  • Sci Fi Türkiye!
    • Favori Dizileri: stargate
    • Profili Görüntüle
Ynt: Stargate Rise of Mu
« Yanıtla #10 : 05 Ekim 2014, 20:17 »
orjinal metinde böyle bir sorun yok muhtemelen kopyalarken oldu. bir daha kine daha sıkı kontrol ederim

Çevrimdışı asdfg

  • Acemi Üye
  • **
  • İleti: 55
  • Sci Fi Puanı: 0
  • Cinsiyet: Bay
  • Sci Fi Türkiye!
    • Favori Dizileri: Stargate
    • Profili Görüntüle
Ynt: Stargate Rise of Mu
« Yanıtla #11 : 08 Ekim 2014, 09:01 »
İlgi çekici; devamını istiyoruz.
Kui Bono: Kim Kârlı Çıktı.