İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır . Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz


Konular - nanoeray

Sayfa: 1 [2] 3 4 ... 8
16
Star Wars / Işın Kılıçları Hakkında Bilinmesi Gerekenler
« : 01 Ağustos 2015, 18:53  »
Işın Kılıçları Star Wars Dünyasının en ilginç kılıçlardan bir tanesi. Lazer kılıcı, Jedi ve Sith Lord ların tercih edilen silah aleti olarak kurlanılmaktadır ve bütün sezon boyunca böyle anılacaktır. Kitaplarda ve filmlerde güçlü olan Jedi ve Sith
bunu kurlanmaktadırlar. Katil zanlıların kurlandığı bu kılıç (oyunlarda olduğu gibi) çift blade yapmaya izinleri vardır. Kılıçların farklı olanları vardır bunlar normal bilmek olduğumuz jedi ışın kılıçlarıdır birde sith ışın kılıçlarıdır. Unutmayalım ki iki tarafından çift kurlandıkları ışın kılıçları vardır. Renklerine bakarsak daha önce filmlerde gördüğümüz 5 ayrı renk var kılıçlarda ; orijinal kılıçları açık mavi , diğeri yeşil ve kırmızı , daha sonra çekilmiş olan filmlerde lacivert (açık mavi yerine)
ve Samuel Jackson talebi üzerine Mace Windu kılıcı menekşe rengindeydi. Birde unutmayalım sarı ışın kılıcı eski cumhuriyet serisinin (star wars çizgi filmi) şovalyeleri kurlanmaktadırlar.

Işın kılıçları sadece güç kullanıcılar tarafından üretilebilir . Samuraylarda olduğu gibi kılıcın gücü yapıcısıyla (yapan kişinin ne kadar güçlü olmasıyla )alakalı bir fenomen , buna göre kılıç güçlü veya güçsüz oluyor .
Kılıçın parlayıp ışınlanması bir parça kristal tarafından oluşturulmuştur , kristal den yapılmıştır.

17
Star Wars / [SPOILER]Star Wars Bölüm Özetleri
« : 01 Ağustos 2015, 18:51  »
BÖLÜM I

Küçükve barışçı bir gezegen olan Naboo, açgözlü Ticaret Federasyonu tarafından, Cumhuriyetin galaktik ticaret yollarının vergilendirmesini protesto etmek bahanesiyle kuşatma altına alınmıştır. Galaktik senatonun yüce başkanı Valorum, genç jedi Obi Wan Kenobi ve ustası Qui Gon Jinn’i gizlice Naboo’ya göndererek, anlaşmazlığı çözmelerini ister.



Federasyon, aslında gücün karanlık tarafını kullanan Sith Lordu Darth Sidious’tan emir almaktadır. Sidious’un isteği üzerine, jediların öldürülmesine ve Naboo’nun işgalinin başlamasına karar verilir. Ama Qui Gon ve Obi Wan Kenobi, gücü kullanarak, saldırıdan kurtulur ve işgal gemilerinden birine saklanarak, Naboo’ya inmeyi başarırlar.

Bu sırada, Naboo’nun işgali başlamıştır. Genç Naboo kraliçesi Amidala, danışmanları ve muhafızlarının başı Yüzbaşı Panaka, Galaktik Senato’da Naboo’yu temsil eden Senatör Palpatine’le durumu değerlendirmeye çalışırken, Federasyon tarafından dış dünyayla iletişimleri kesilir.

Naboo’nun kendini savunacak bir ordusu olmadığı için teslim olmaktan başka çareleri yoktur. Aynı anda, Obi Wan ve Qui Gon, Jar Jar adında sakar ve korkak bir Gungan’la karşılaşırlar. Jar Jar, Gungan şehrinden sakarlığı yüzünden kovulmuş olmasına rağmen, onları Gungan su altı şehri Otah Gunga’ya götürmeyi kabul eder. Burada Gungan’larin lideri Boss Nass ile karşılaşan Jediler, işgale karşı Gunganlerin yardımını isterler ama Boss Nass onları reddeder. Jediler, Jar Jar’ı da yanlarına alarak gezegenin yüzeyine çıkarlar. Esir kampına götürülmek üzere olan kraliçe, nedimeleri ve muhafızlarını, savaş droidlerinin elinden kurtararak, Coruscant’a doğru yola çıkarlar. Federasyon gemilerinden açılan ateş sonucu gemileri zarar görür ama küçük robot Artoo-Detoo gemiyi kurtarmayı başarır. Fakat artık Coruscant’a erişemeyecek durumda olduklarından, yakın bir gezegene, Tatooine’e inmeye karar verirler.




Qui Gon, Tatooine’de, gemi için gerekli olan parçaları ararken, kraliçenin nedimelerinden Padme, Jar Jar ve Artoo da ona eşlik ederler. Küçük bir hurdacı dükkanında, esrarengiz bir çocuk olan Anakin Skywalker ile karşılaşırlar. Geçerli paraları olmadığı için, dükkan sahibi Watto onlara parçaları satmaz, bunun üzerine Anakin onları evine davet eder. Anakin, annesi Shmi ve hurda parçalarından yaptığı robotu 3-PO ile birlikte Tatooine’de köle olarak yaşamaktadır, ama en büyük düşü bir jedi olmak ve Tatooine’den kurtulmaktır.



Ertesi gün yapılacak pod yarışına katılıp ödül parasını onlara vermeyi teklif eder. Böylece gerekli olan parçaları alabileceklerdir. Qui Gon, Anakin’i kölelikten kurtarmak için, Watto’yla iddiaya girer. Anakin yarışı kazanır. Artık serbesttir. Annesine veda ederek Jedilarla beraber yola çıkar. Gemiye yaklaşmışken, Darth Sidious’un öğrencisi Darth Maul karşılarına çıkar ve Qui Gon’a saldırır.



Kısa bir düellodan sonra, Tatooine’den uzaklaşmayı başarırlar. Coruscant’a vardıklarında, Senatör Palpatine onları beklemektedir. Kraliçe Amidala, senatoda konuşmasını yapar, ama zayıf karakterli yüce başkan Valorum baskıların etkisi altında kalarak, Naboo’ya gereken desteği vermez. Bu durumda, Kraliçe Amidala yeni bir senato başkanı seçilmesi için oylamaya gidilmesini ister. Senatör Palpatine da yeni başkan adayları arasındadır. Bu sırada Anakin Skywalker, Jedi Konseyi’nin karşısına çıkarılır. Fakat yaşı büyük ve içinde çok fazla korku olduğu için, konsey onu eğitmeyi reddeder. Kraliçe Amidala Naboo’ya geri döner. Anakin, Obi Wan, Qui Gon, Jar Jar da onunla giderler. Amidala, Boss Nass’ın ayağına kadar giderek, ondan yardım ister. Bu sırada nedime Padme ve Amidala’nın aynı kişi olduğu anlaşılır.



Yardım isteği kabul edilir. Gungan ordusu, savaş droidlerini oyalarken, Naboo pilotları federasyon gemisine saldırırlar.

Kraliçe Amidala, jedilar ve Anakin ile, saraya giderek, federasyonun hırslı valisi Nute Gunray’i ele geçirmeye çalışır. Sarayın içinde savaşarak ilerlerlerken, karşılarına Darth Maul çıkar. Bu sırada Anakin yanlışlıkla saklandığı gemiyi çalıştırır ve federasyon gemisine saldıran, Naboo pilotlarına katılır.




edilar ise Darth Maul’la savaşmaktadırlar. Darth Maul, Qui Gon’u öldürmeyi başarır. Amidala ise valiyi ele geçirir. Bu sırada Anakin, şans eseri federasyon gemisini havaya uçurur. Obi Wan Kenobi de zorlu bir düellodan sonra Darth Maul’u öldürür. İşgal sona ermiştir. Konsey Anakin’i Obi Wan Kenobi’nin eğitmesini kabul eder. Senatör Palpatine galaktik senatonun yeni başkanı seçilir ve galaksiye huzur getirmeye söz verir.

18
Star Trek / Star Trek : Bilinmeze Doğru
« : 01 Ağustos 2015, 18:49  »
Star Trek Bilinmeze Doğru (2013)


2009'un tam puan verdiğim filmlerinden biri olan "Star Trek / Uzay Yolu" ile ölmüş bir seriyi yeniden canlandırmakla kalmayan J. J. Abrams, fantastik bilimkurgu türündeki hünerlerini de göstermiş oldu. Filmi izledikten hemen sonra iddia ettiğim tek şey ise gelecek "Star Trek" serisinin günümüzün yeni "Star Wars / Yıldız Savaşları"ı olacağıydı ki, üzerinden 3 yıl geçtikten sonra Abrams'ın yeni "Yıldız Savaşları" filmini yöneteceği haberleri bu iddiamı doğrulamış oldu. Abrams'ın bu işin üstesinden tam anlamıyla geleceğine inanmama rağmen kendi "Star Trek" serisinin ikinci filmi olan "Star Trek Into Darkness / Bilinmeze Doğru Star Trek"in fikirlerimi değiştirme ihtimali bulunuyordu. Filmi izledikten sonra artık rahatlıkla söyleyebilirim ki, Abrams fantastik bilimkurgu türünde olayı bitirmiş.

Abrams'ın "Yıldız Savaşları" öncesi muhtemel son filmi olan "Bilinmeze Doğru Star Trek", en az ilk film kadar iyi olan bir devam filmi olarak karşımıza çıkıyor. Abrams'ın hünerlerini bir kez daha gözler önüne serdiği filmde Chris Pine, Zachary Quinto, Zoe Saldana, Karl Urban ve Simon Pegg gibi isimler rollerini tekrarlarken, kadroya yeni katılan filmin kötü adamı rolünde Benedict Cumberbatch ise rolünde harikalar yaratıyor. Sanat yönetiminden görsel efektlere kadar kaliteli bir fantastik bilimkurgu olabilme şartlarını kusursuz bir şekilde yerine getiren filmin senaryosu da bir o kadar derin çıkmazları konu alıyor. Zaman zaman sırtını klişelere vermesine rağmen hikayesinin temelini emin adımlarla atan "Bilinmeze Doğru Star Trek", aksiyon sahnelerinin de yardımıyla 2013'ün en iyi filmleri arasına girmeyi tam anlamıyla hak eden ilk film olma ünvanının sahibi oluyor.






Spock (Zachary Quinto) ve Kaptan Kirk (Chris Pine)





İlk filmin kaldığı yerden devam eden "Bilinmeze Doğru Star Trek", adından da anlaşılacağı gibi ilk filme göre biraz daha karanlık bir tona sahip. USS Enterprise (NCC-1701) ekibinin bir gezegeni yok olmaktan kurtarma operasyonuyla açılış yapan filmde Spock'ın (Zachary Quinto) bencil davranışlarından başta sevgilisi Uhura (Zoe Saldana) ve Kaptan Kirk (Chris Pine) olmak üzere herkesin rahatsız olmaya başladığını görüyoruz. Zamanında kendi gezegeni Vulcan'ın yok oluşunu izleyen Spock'ın sırf bu gezegeni kurtarmak için neredeyse kendini feda ettiği filmde Kaptan Kirk'in de aslında pek bir farkı bulunmuyor; çünkü Kirk önemli bir uzay protokolünü ihlal ederek Spock'ı kurtarırken aynı zamanda yine fazlasıyla sorumsuz bir davranış sergilemiş oluyor. Bir Vulcan (yarı insan) olduğundan ötürü tamamiyle mantık yoluyla harekete eden Spock'ın ise bu duruma rağmen Kirk'i rapor etmesi USS Enterprise'ın Kirk'in elinden alınmasını sağlıyor. Fakat bu sıralarda Londra karargahında gerçekleşen patlama Kirk'i Amiral Marcus'un (Peter Weller) izniyle tekrardan geminin başına getiriyor. Patlamadan sorumlu Khan'ın (Benedict Cumberbatch) bulunması için Amiral Marcus tarafından gemiye yüklenen 72 gizemli torpidoyla Klingon gezegeninin yolunu tutan Kirk ve Spock, zamanla kendi aralarındaki eksiklikleri gidermeye başlıyorlar. Tabii bunda ikilinin Khan'ı yakaladıktan sonra karşılacağı zorlukların katkısı epey fazla. 

"Bilinmeze Doğru Star Trek", ilk filme kıyasla karakter gelişimine daha çok önem verdiği bir gerçek. Özellikle Spock ile Kirk arasındaki ilişkiye odaklanan film, karakterlerin ilk filmden kalan belli başlı problemlerini çözerek üçüncü filme harika bir temel atıyor. Spock'ın tamamiyle mantık yoluyla verdiği kararlar nedeniyle duygusuz olduğu için durmadan eleştirildiği seride sevgilisi Uhura'nın bu durumdan fazlasıyla rahatsız olduğunu görünüyor. Bardağı taşıran son nokta ise Spock'ın gezegeni kurtarmak için kendini feda ettiği bencilce karar oluyor. Öte yandan, ilk filmden de hatırlayacağımız gibi Kirk'in sorumsuz davranışları bu filmde ekibinin başını yakmaya devam etmekte. Zeki ve çapkın olmasının yanında sorumsuzluğu ile nam salmış Kirk'in ilkel kabilelere uzay gemisini gösterme protokolünü arkadaşının hayatı için ihlal etmesi sonucu Spock'ın yine mantıken hareket ederek durumu rapor etmesi işleri iyice karıştırıyor. Aslında dikkatli bir şekilde üzerine düşünüldüğü takdirde olayların hazırlanış biçiminin gerçekten zekice olduğunu görmek hiç de zor değil. Özellikle ortaya çıkan yıkıcı sonucun iki karakterin en rahatsız olunan davranışlarından kaynaklandığını düşünürsek. Ama bana kalırsa asıl güzel olan şey karakterlerin olgunlaşma süreci anlatılırken karakterler gelişmine önem verilmesi. Bunun en güzel örneği ise annesinin ölümünün ve gezegenin yok oluşunun ardından hüznün ne demek olduğunu tadan Spock'ın aslında bu duygudan oldukça rahatsız olduğu için duygularını kontrol ettiğini öğrendiğimiz sahne. Bu sahneyle insanların şu andaki davranışlarının aslında geçmişlerinin birer yansıması olduğu vurgulanan filmde Kirk'in kaptan olmanın ne demek olduğunu anlamaya başlaması da uzun sürmüyor. Zaten filmin duygusal anlamda en yoğun sahnesi olduğunu düşündüğüm Kirk ile Spock'ın cam arkasından konuştukları sahneyle karakterler arasındaki duygu iletişimi gayet güzel açıklanmış. Sahne belki biraz klişe gelebilir, ama bu sahnedeki Spielberg etkisi fark edildiği takdirde sahneyi bir nevi eski usül Hollywood göndermesi olarak yorumlamak da mümkün. Bu arada, filmin açılış sahnesinin Spielberg'in "Raiders of the Lost Ark / Kutsal Hazine Avcıları" (1981) filminin açılış sahnesiyle ve fragmanda da görülen suikast sahnesinin de "The Godfather: Part III / Baba 3" (1990) filmiyle olan benzerliği dikkat çekici.






USS Enterprise (NCC-1701)




Şimdi belki sürprizbozan barındırabilecek bir bölüme giriyoruz, ondan bu paragrafı filmi izledikten sonra okumanızı öneririm.
 Akıcı kurgusu ve olay örgüsüyle heyecanı bir an bile elinden bırakmayan "Bilinmeze Doğru Star Trek"in en önemli özelliği kötü karakteri Khan; çünkü Khan'ın amacı çoğu filmin aksine bir şehri veya gezegeni ele geçirmek veya yok etmek değil. Yani film, fragmanda lanse edilenin aksine tamamen kişisel nedenlerden dolayı yaşanan bir olayın sonuçlarını konu alıyor. Bunu yaparken de seyirciyi karar vermekte zorlanacağı bir çıkmazın içine iterek içerik anlamda da zengin bir boyuta geçiyor. 20. yüzyılda insanlar tarafından üretilmiş bir süper insan olan Khan'ın Klingon'larla savaşmak amaçlı bir gemi üretmesi için Amiral Marcus tarafından kriyojenik (dondurulmuş) uykusundan uyandırıldığını ve halkını öldürmekle tehdit edilerek zorla çalıştırıldığını öğreniyoruz. Bu sırada halkına zarar gelmesini istemediği için onları kaçırabileceği özel torpidolar hazırlayan Khan'ın kaçırma operasyonu sırasında Starfleet tarafından yakalanması ise işleri karıştırıyor. Çareyi tek başına kaçmakta bulan Khan, doğal olarak yakalanan halkının öldürüldüğünü düşünmesi onu Starfleet'e karşı intikam almaya yönlendiriyor. Aynı köle gibi çalıştırılan ve halkı rehin alınan Khan'ın aslında mağdur olması zaten Kaptan Kirk'i de çıkmaza itiyor. Her iki tarafında yanlışlar yollara başvurduğu hikayede yanlışlıklar sonucunda oluşan yıkıcı gücün cezasını ise bu işte hiç parmağı olmayan canlılar çekmekte. Gelinen son noktada hiçbir tarafın tamamiyle doğru veya yanlış olmadığını seyirciye gösteren filmde Kirk'in hem fiziksel, hem de mental açıdan kaldığı ikilemi hissetmemek elde değil. Filmi zinde tutmasının yanında seyirciyi de düşündüren bu tür şaşırtmacalar ve durum analizleri "Bilinmeze Doğru Star Trek"i bir önceki filmin kalitesine yaklaştıran en önemli unsurların başında geliyor. 

Abrams'ın "Star Trek" serisinin en güzel yanı kuşkusuz yarattığı eşsiz fantastik evren ki, ikinci filmde aynı harika evreni eksiksiz bir şekilde korumayı başarıyor, hem de üstüne eklemeler yaparak. "Yıldız Savaşları" etkisinin oldukça fazla görüldüğü bu evren o kadar güzel seyirciye sunuluyor ki, açıkçası filmin daha uzun sürmesini istiyorsunuz. Tabii bunda Abrams'ın George Lucas'ın fazla bilgisayar kullanma hatasına düşmemesinin etkisi oldukça fazla. Çünkü filmdeki sanat yönetimi ikinci "Yıldız Savaşları" üçlemesinin aksine fazlasıyla gerçekçi olup, adeta nefes alıyor. Filmin açılış sahnesindeki Nibiru gezegeninden Khan'ı bulmak için gittikleri Kronos'a kadar dahil her dünyanın en ince ayrıntısına kadar işlendiği filmde gezegen üzerinde yaşayan yaşam formları da bir o kadar harikulade. Görsel efektlerin gerektiği kadar kullanıldığı, gücünü harika makyajlarından alan bu sahnelerle vizyonunu bir kez daha ortaya koyan Abrams, neden yeni "Yıldız Savaşları" filmi için doğru tercih olduğunu kanıtlıyor adeta. Her gezegenin kendine has renkleri ve ırkının olduğu serinin bu yeni halkasında ise kırmızı ve sarı tonlarının hakim olduğu Nibiru gezegenindeki Nibirular ile siyah ve koyu kırmızı tonlarıyla bulanmış Kronos gezegenindeki savaşçı bir ırk olan Klingon'larla tanışıyoruz. İzledikçe bu evren hakkında durmadan yeni şeyler öğrendiğimiz filme bir de birbirinden iyi makyajlar ve son kalite görsel efektlerle donatılmış savaş sahneleri eklenince tadından yenmiyor. Açıkçası ışık hızı halindeki iki gemi arasındaki savaşa hayran kalmamak elde değil.

Başta Chris Pine ve Zachary Quinto olmak üzere tüm kadronun rollerinden beklenileni başarıyla yerine getirdiği filmde asıl öne çıkan oyuncu ise tartışmasız Benedict Cumberbatch. Özellikle yakın plan çekimlerle karakterini harikulade bir şekilde ekrana taşıyan Cumberbatch, karizmatik ses tonuyla kariyerinin en iyi performanslarından birini veriyor. Öte yandan, nam-ı diğer RoboCop Peter Weller'da performansıyla filmi renklendirirken Abrams'ta eski "RoboCop" (1987-1990) filmlerine gönderme yapmayı ihmal etmiyor. Tabii Leonard Nimoy'ın ilk filmde olduğu gibi yaptığı cameo da gayet güzel olmuş. Tüm bunların yanında bir alkışı da ilk fliminde bestelerini üstlenen Michael Giacchino'nun hak ettiğini düşünüyorum. Yaptığı bestelerle filme bambaşka bir hava katan Giacchino, bu filmle resmen John Williams kulvarına girmiş bulunuyor. Bunu özellikle "Ship to Ship", "Earthbound and Down" ve "Warp Core Values" parçalarında dinlemek mümkün. Bu arada Giacchino'nun "London Calling" piyano sonatının ise kendini diğer parçalardan ayıran muhteşem bir beste olarak ön plana çıktığını söyleyebilirim. 






Khan (Benedict Cumberbatch) ve Bones (Karl Urban)

Toparlamak gerekirse; en az bir önceki film kadar başarılı olan "Star Trek Into Darkness" (Bilinmeze Doğru Star Trek), 2013'ün en iyi filmleri listesine girmeyi tam anlamıyla hak eden ilk film. Ufak tefek klişelerine rağmen karakter gelişimine verdiği önemle serinin temelini güçlendiren yapımın sanat yönetimi, makyaj tasarımı ve görsel efektleri de bir o kadar şahane. Şaşırtmacaları ve olay analizleriyle seyirciyi zinde tutmasını başaran filmin en önemli özelliği ise kuşkusuz Benedict Cumberbatch'ın harika performansı. Yönetmen J. J. Abrams'ın bir fantastik bilimkurgu filminden beklenileni yine fazlasıyla verdiği serinin bu yeni halkasının değerinin zaman geçtikçe daha da artacağına inanıyorum.


Yönetmen: J.J. Abrams
Senaryo: Roberto Orci, Alex Kurtzman ve Damon Lindelof
Oyuncular: Chris Pine, Zachary Quinto, Zoe Saldana, Karl Urban, Simon Pegg, Benedict Cumberbatch, Bruce Greenwood, Peter Weller, Leonard Nimoy
Görüntü Yönetimi: Daniel Mindel
Kurgu: Maryann Brandon, Mary Jo Markey
Orijinal Müzik: Michael Giacchino

Süre: 132 dk.
Ülke: ABD

19
Bilgiler / Fringe Oyuncuları
« : 01 Ağustos 2015, 18:48  »
Anna Torv:



Anna Torv (d. 15 Nisan 1978, Melbourne), Avustralyalı aktris.
Gold Coast, Queensland'da büyüdü. Annesinin adı Susan, babasının adı Hans'dır. Dylan adında bir erkek kardeşi vardır.Yeşil gözlüdür. Halası Anna Maria Torv Murdoch Mann 31 yıl boyunca milyarder Rupert Murdoch ile evli kalmıştır. Fox TV'de yayınlanan Fringe dizisinde FBI ajanı Olivia Dunham rolündedir.Fringe dizisinin starıdır.

Joshua Jackson:



Joshua Carter Jackson, (d. 11 Haziran 1978, Vancouver, Britanya Kolumbiyası, Kanada) Kanadalı-Amerikan Erkek oyuncu. Adını, 1998-2003 arası yayımlanan Dawson's Creek adlı dizideki Pacey Witter rolüyle duyurdu.
Joshua Jackson şu anda 2008 yılının favori dizisi Fringe'de rol almaktadır.

John Noble:



John Noble (d. 20 Ağustos 1948) Avustralyalı film, televizyon aktörü ve tiyatro yönetmenidir. 80'e yakın tiyatro oyununda görev yapmıştır. (Ayrıca Yüzüklerin Efendisi'nde Denethor'u canlandırmıştır.) Port Pirie, Avustralya doğmuştur.


Lance Reddick:



Lance Reddick (d. 31 Aralık 1969) Baltimore, Maryland'de doğmuş Amerikan tiyatro, film ve televizyon aktörüdür. The Wire dizisindeki Cedric Daniels karakteri ile ünlenmiştir. Oz dizisinde Dedektif Johnny Basil'i canlandırmış, Lost dizisinin dördüncü ve beşinci sezonlarında ve Law & Order dizisinin iki bölümünde rol almıştır. 2003 yılında çekilen Jay-Z/Beyoncé "'03 Bonnie & Clyde" klibinde şef polis memurunu oynamıştır.

Jasika Nicole:



Jasika Nicole Birmingham, Alabama doğumlu Amerikan aktris ve ressamdır. Fringe dizisindeki Astrid Farnsworth rolüyle tanınmaktadır.
Salisbury, Kuzey Carolina'da bulunan Catawba Koleji'nde dans, müzik ve tiyatro dersleri almıştır.

Blair Brown:



Brown Washington, D.C.'de doğdu. Annesi öğretmen, babası istihbarat ajanıydı. Richard Jordan ile ilişkisi vardır, Captain and the Kings filmi çekimindeyken 1976 yılında tanışmışlardır. 1983 yılında doğan bir oğlu vardır.Kanada Ulusal Tiyatro Okulu'ndan mezundur.
Bonnie Blair Brown (d. 23 Nisan 1947) Amerikan tiyatro, sinema ve televizyon oyuncusudur. Broadway'de oynadığı Copenhagen oyunuyla Tony Award kazanmıştır.

20
Doctor Who / Tüm Doktorlar ve Yol Arkadaşları
« : 01 Ağustos 2015, 18:46  »
Resmi Büyütmek için üzerine tıklayınız.


21
Doctor Who / Yeni Seri Yol Arkadaşları
« : 01 Ağustos 2015, 18:45  »
1. ve 2. Sezon Rose Tyler(Billie Piper)

3. Sezon Martha Jones(Frema Agyeman)


4. Sezon Donna Noble(Catherine Tate)


5.Sezon , 6. Sezon ve 7.Sezonun yarısına kadar-Amelia Jessica Pond(Karen Gilligan)--Rory Arthur Williams(Arthur Darvil) ikilisi;


7. Sezonun yarısından itibaren ve 8. sezonun tamamı; Clara Oswin Oswald(Jenna-Louise Coleman)

22
Doctor Who söz konusu olduğunda insanlar nereden başlayacaklarını bilmiyorlar. 1. sezon mu? 5. sezon mu? Eski seri mi? Bu yazı dizisinde bir bölüm rehberi oluşturuyorum, umarım diziye başlamak isteyen ama bu kadar çok bölümü korkutucu bulanlara yardımcı olur.

Şimdi kimseyi kandırmayalım, Doctor Who'nun harika bölümleri olduğu kadar çok kötü bölümleri de var ve bence yeni başlayan kimse bu bölümlerle vakit kaybetmemeli. İşte bu rehberin amacı da bu. Bunu yaparken sadece kişisel görüşlerimi değil aynı zamanda internette okuduğum genel yorumları da göz önünde bulundurmaya çalıştım.

İlk olarak RTD bölümleri var. Bundan sonra Moffat ve en sonra klasik seri için yapmayı düşünüyorum aynısını.

Mavi: Harika aşmış bölümler, kesinlikle izlenmeli.
Yeşil: Güzel, izlenmeli.
Sarı: Güzel değil ama hikaye için önemli olduğundan izlenmeli.
Kırmızı: Geçilmeli.

1. Sezon


Rose: Pilot bölümü olduğu için izlenmesi lazım ama çok iyi değil.
End of the World. Kötü, izlemeden geçilmesi lazım.
The Uniquie Dead. Charles Dickens falan, izlenebilir. Gatiss'in sonradan yazdıklarından daha iyi.
Dalek. Kesin izleyin.
The Long Game. İzlenmeyebilir ama hikaye için önemli sayılır.
Father's Day. Aynı şekilde iyi ama geçilebilir. Canavarlar özellikle kötü.
The Empty Child/The Doctor Dances - Dizinin en iyi bölümlerinden. Kesinlikle izlenmesi lazım.
Boom Town. Kesinlikle izlenmemesi lazım. Baş ağrısı yapıyor.
Bad Wolf/The Parting of Ways. Hikaye kötü, sonu daha kötü ama önemli bu yüzden izlemek zorundasınız.

The Christmas Invasion. İzleyin, gayet keyifli.

2. Sezon

New Earth. Kedi hemşireler. Rezalet ötesi. Geçiniz.
Tooth and Claw. Kraliçe Victoria kurt adama karşı. İzlenebilir ama eh.
School Reunion. Sarah Jane var ve gayet güzel bölüm.
The Girl in the Fireplace. Harika bir bölüm, izlemeden geçmeyin.
Rise of the Cybermen/Age of Steel: Hikaye için önemli ama o kadar güzel işlenmemiş bir bölüm.
Idiot's Lantern: Geçiniz.
The Impossible Planet/The Satan Pit: Harika, korkunç, orjinal. Mutlaka izleyin.
Love and Monsters: Uzak durun. Mide bulandırıcı. Dizi tarihinin en kötü bölümlerinden biri.
Fear Her: Bir önceki kadar rezalet olmasa da izlememeniz tavsiye edilir.
Army of Ghosts/Doomsday. Güzel bir final. İzleyin ama çok şey beklemeyin yine de.

The Runaway Bride. Donna olduğu için güzel ama o kadar da iyi bir hikaye değil.

3. Sezon

Smith and Jones. Martha iyi bir şekilde tanıtılıyor. Eğlenceli.
The Shakespeare Code. İzleyin, çok keyifli.
Gridlock: Geçiniz.
Daleks in Manhatten/Evolution of Daleks: Geçiniz.
The Lazarus Experiment. Kesinlikle geçiniz.
42: Çok geçtiğinizi düşünebilirsiniz ama gerçekten geçin bunu da.

Human Nature/The family of Blood: Harika. Kesinlikle izleyin, çok çok iyi.
Blink: Dizinin en iyi bölümlerinden biri. Başyapıt.

Utopia/The Sound of Drums/ The Last of the Timelords: RTD'nin yazdığı en iyi hikayelerden. Sonlara doğru saçmalasa da gayet keyifli.

Voyage of the Damned: Uzak durun, yanına bile yaklaşmayın.


4. Sezon

Partners in Crime: Donna'ya tekrar merhaba. Ama en absürd Who bölümlerinden. Sadece dalga geçmek için izlenebilir.
The Fires of Pompeii. Sevenler var ama bence kesinlikle geçilebilir.
Planet of the Ood: Güzel, izleyin.
The Sontaran Strategem/The Poison Sky: Bölüm kötü, Sontaranlar kötü, karakterler kötü.
The Doctor's Daughter: Fena değil, izlenebilir bölümlerden.
The Unicorn and the Wasp: Doctor Who kendini nasıl rezil kepaze eder merak ediyorsanız bakın, yoksa uzak durun.
The Silence in the Library/Forest of the Dead: Harika, kusursuz. İleriki sezonlar için de çok önemli o yüzden mutlaka izlenmeli.
Midnight: Abartıldığı kadar iyi değil ama yine de sezonun en iyi bölümlerinden.
Turn Left: Yine abartılan bir bölüm ama izlenmesi şart.

The Stolen Earth/Journey's End. Off, çok iyi olabilecekken çok rezilliklere sahne oldu. İzlemeniz şart ama yine de yani...

Özel bölümler:
Next Doctor: Geçiniz.
The Planet of the Dead: Geçiniz.

The Waters of Mars: En iyi özel bölüm. Mutlaka izleyin.
The End of Time. Çok iyi başlamıştı ama sonra saçmaladı. Master'ın maymunlukları artık sıkıyor bir noktadan sonra. Yine de çok önemli bölüm, izlenmesi şart.

5. Sezon

The Eleventh Hour: Diziye yeni bir nefes. Çok büyük olasılıkla en iyi sezon açılışı şu ana kadar. Hikaye çok iyi, karakterler çok iyi, yeni Doktor inanılmaz.
The Beast Below: Moffat'ın en kötü bölümü, ama yine de izlenebilir. İzlemezseniz bir şey kaçırmazsınız ama.
Victory of the Daleks: Çok kötü. Bıktık artık Daleklerden, yine de izlenmesi gerekiyor sezon içinde.
The Time of Angels/Flesh and Stone: Blink'den çok daha korkunç ve daha heycanlı. Harika, River Song'un gizemi de çok ilgi çekici.
Vampires in Venice: Hiç bir şey ifade etmeyen bir bölüm. Geçin.
Amy's Choice: Gayet güzel bir bölüm. Çok ilginç olaylar oluyor.
The Hungry Earth/Cold Blood: Sonu yüzünden izlenmesi gerekebilir ama onun dışında çok kötü bölüm. Bence sadece son 15 dk'yı izleyin.
Vincent and the Doctor: Beklenmedik bir şekilde inanılmaz güzel bir bölüm oluveriyor.
The Lodger: Son derece keyifli ve komik bir bölüm.

The Pandorica Opens/The Big Bang: Büyük patlama evreni oluşturan değil bu bölümü izledikten sonra beyninizin içinde olan şeye deniyor. Harika. En heycanlı biten bölüm Pandorica bilimkurgu tarihinde. Çözüm kısmı daha zayıf kalsa da tatmin ediyor.

A Christmas Carol: Zamanda yolculuk konseptinin sınırları bu bölümde gösteriliyor: hiç bir sınırı yok. Benim kişisel favorim bu bölüm.


6. Sezon

The Impossible Astronaut/Day of the Moon. Akıl almaz derecede yaratıcı bir hikaye, kimsenin aklına gelmeyecek bir çözüm. Çok iyi.
The Curse of the Black Spot: Canınızı seviyorsanız geçin.
The Doctor's Wife: Başyapıt. Dizinin en iyilerinden.
The Rebel Flesh/The Almost People: Zayıf bir hikaye ama sezon içerisinde önemli.
A Good Man Goes to War/Let's Kill Hitler. Moffat bu bölümde beyninize suç teşkil edecek şeyler yapıyor.
Night Terrors. Gatiss, yani geçebilirsiniz.
The Girl Who Waited: En duygusal Who bölümü olabilir, mendilsiz izleme hatasına düşmeyin.
The God Complex: Hikaye güzel ama daha iyi işlenebilirdi. Sonu önemli.
Closing Time: The Lodger'ı aratıyor, sonu önemli yine.
The Wedding of River Song: Çok kısa zamanda çok şey anlatmaya çalıştığı için o kadar etkili değil.


The Witch, the wardrope, The Tardis: Geçebilirsiniz, çok bir şey ifade etmiyor.

7. Sezon

Asylum of the Daleks: En iyi Dalek hikayelerinden biri. Daha doğrusu çok az iyi Dalek hikayesinden biri.
Dinosaurs on a Spaceship: 11 yaşında değilseniz geçin.
A Town called Mercy: Çok bir olayı yok bunun da.

The Power of Three: Çok iyi anları var ama bölüm zayıf. İzlenmesi lazım yine de.
The Angels Take Manhattan: Mantık hataları bol olasa da oldukça güzel.
The Snowman: keyifli, heycanlı, güzel bir bölüm.
The Bells of Saint John: Daha iyi olmasını bekleyeceğiniz bir hikayeye sahip.
The Rings of Akhaten: Bence geçilebilir.
Cold War: Kesinlikle geçilebilir.

Hide: Beklenmedik bir biçimde güzel.
Journey to the centre of Tardis: Yine güzel bir bölüm.

The Crimson Horror: Gatiss beni yanıltmıyor. Tamamen kötü değil ama geçmemek için hiç bir neden yok.
Nightmare In Silver. Neil Gaiman'ın ikinci bölümü bir hayalkırıklığı aslında, ama tamamen kendi standartlarına göre. Beklentisiz izlenirse gayet keyifli.
The Name of the Doctor. Vasat bir sezonun mükemmel bölümü. 50. yılda 50. yıla yakışır tek bölüm.


8. Sezon
Bu sezonda herhangi bir extra yoktur. normal bölüm sırasına göre izleyiniz.

23
Videolar / 9. Sezon Fragmanı
« : 26 Temmuz 2015, 18:28  »
.

24
Trailer & Videolar / Star Wars : Force Awakens Trailer
« : 26 Temmuz 2015, 14:40  »
.

25
Trailer & Videolar / Dark Matter 1x8 Trailer
« : 25 Temmuz 2015, 22:50  »
Dark Matter'ın önümüzdeki hafta yayınlnacak olan bölümünün promosu.
.

26
Duyurular / Sci Fi Türkiye 2015 Senaryo Yarışması
« : 25 Temmuz 2015, 13:48  »
Herkese merhaba. Forumumuz bir süredir kapalıydı ve uzun süredir de yarışma düzenleyemiyorduk. En son bundan 2 yıl önce bir yarışma düzenlemiş ve ödülleri kazananlara göndermiştir. Geçen yılki yarışmamız ise katılan sayısı istenen miktara ulaşmadığı için iptal edilmişti. Bu yıl yarışma tekrar düzenleniyor ve katılım şartlarında değişiklikler yapıldı.

Yarışmanın konusu bir Bilim-Kurgu olayını ele almak zorundadır. . Forum üyeleri 1 ay içerisinde yazdıkları senaryoyu bana göndererek yarışmaya katılabilir.

Yarışma Kuralları :

  • Sci Fi Türkiye üyesi olmayan kişiler yarışmaya katılamaz.
  • Senaryolarda Kelime/Sayfa sınırı yoktur.
  • Senaryo içeriğinde bir başkasının kullandığı yer/zaman/karakter/cisim benzerlikleri senaryonuzun kabul edilmemesine yol açar.
  • En geç 1 Ay İçerisinde senaryolarınızı bize göndermelisiniz. ( 3 ekim 2015 Cumartesi 00.00 dan sonraki başvurular kabul edilmeyecektir.)
  • Senaryo hiç bir site/yayın evi tarafından yayınlanmamış öğeler içermelidir ve katılırken senaryoyu yayınlamamanız gerekmektedir. (Kendinize özgü olmalıdır.)
  • Her üye sadece 'Bir' adet senaryo ile yarışmaya katılabilir

Kazanan kişiye gönderilecek hediyeler:

  • Bir Adet SciFi PC Game
  • Bir Adet SciFi DVD Film
  • Bir Adet SciFi Roman
  • Marslı filmine 2 kişilik sinema bileti
  • Forum içerisinde 1 yıllık Senarist Rankı
  • Forum içerisinde ek +50 SciFi Puanı
  • İsteğe bağlı @scifiturkiye.net yada @scifiturkiye.org mail adresi (Kazanan kişi isterse)

İkinci ve üçüncü kazanan seçilmeyecektir.

Senaryolarınızı Word Belgesi şeklinde mail yolu ile yarisma@scifiturkiye.org mail adresine İsim Soyisim Adres Telefon Numarası bilgileriniz ile beraber göndererek katılabilirsiniz.
Sonuçlar son başvuru tarihinden itibaren maximum 1 ay sonra açıklanacaktır. Ödüller Kargoyla kazanan kişiye gönderilecektir.

Sci Fi Türkiye Yönetim Ekibi yarışmaya katılamaz.

Yarışma sonrasında tüm katılan senaryolar forumda yayınlanacak ve kazanan üyenin senaryosu forumda sabit konu olarak duracaktır.

Bu yarışmanın düzenlenmesinde bizlere destek veren Doctor Who Türkiye Facebook sayfasına ve www.doctorwho.gen.tr'ye teşekkürler

27
Trailer & Videolar / Iron Man 2 After Credit
« : 23 Temmuz 2015, 22:09  »
Iron Man 2 filminden ilk Thor filmine gönderme.

.

28
Trailer & Videolar / Thanos - Yenilmezler After Credit
« : 23 Temmuz 2015, 22:08  »
Eğer yenilmezleri izledikten sonra hemen kapatmayıp after credit sahnesini izlediyseniz bunu zaten biliyorsunuzdur yada izleyip ne olduğunu çözememişsinizdir. İlk sahnede görünen uzaylı Mad Titan yani Thanostur. Bu abimiz 3. yenilmezler filminden itibaren dünyada ve evrende kaos yaratacaktır ve artık sık sık göreceğizdir. İşte Marvel Cinematik Universe ilk defa göründüğü o sahne :

! No longer available


Eğer bu sahneden sonra hemen filmi kapattıysanız sizin adınıza çok üzüldüm. Marvel filmlerinde yazılardan sonra after credit olduğu bilmeyenler var. Birde bunu bilip ve o sahneyi izleyip daha sonra filmi kapatanlar var. İki kısımda çok yanlış yapıyor. Eğer bir Marvel filmi izliyorsanız ilk after scene gelene kadar bekleyin. Videoyu izleyin ve sakın yerinizden kıpırdamayın. Çünkü ilk sahneden sonra gelen creditsten sonra ikinci bir after credit sahnesi daha bulunmaktadır. İşte Yenilmezlerdeki ikinci after credits sahneside burada :

! No longer available

29
Bilgiler / Dark Matter Konusu
« : 23 Temmuz 2015, 18:26  »

Rakipleri karşısında etkili bir koz oluşturmak için SyFy’nin 2015 dönemi için hazırladığı Dark Matter dizisi Şu anda 5 bölümü geride bıraktı bile. Çekimlerinin Kanada yapıldığı yapımın prodüksiyonunu ” Prodigy Pictures” üstlendi, her bir bölümü 60 dakikadan oluşacak dizinin ilk sezonunda 13 bölüm yer alacak ve senaryosunu ise Lost Girl (2010) ve Zooey (2006) yapımlarından tanıdığımız “Natalie Rachel Cooper” üstleniyor.

Dark Matter Konusu
Bir grup insanın bir anda kendilerini uzay boşluğunda bir gemide bulmalarıyla başlayan macerada nedenini bilmedikleri bir şekilde uyanırlar ama aralarından hiçbiri kim olduklarını, neden orada olduklarını, görevlerinin ve işlerinin ne olduğunu hatırlayamazlar, ne kadar araştırma yapsalar da cevaplar gizemli bir şekilde çıkmaza girer. Ancak hepsinin tek bir amacı var! boşukta sürüklenen gemide hayatta kalmak…

30
Bilim Kurgu Kitapları / The Mirror Empire
« : 23 Temmuz 2015, 17:46  »
Kameron Hurley fantastiği değiştirecek, bilim kurguya yeni bir hava kazandıracak yazarlardan biri. Onun God’s War romanını okuduğumda yarattığı dünyaya hayran kalmıştım. The Mirror Empire’da yarattığı dünya da gene etkileyici ve sarsıcı. Kitabın en güçlü yanı geçtiği dünya. Fantastikte kurcalanmamış ne varsa Hurley değiştiriyor. İnsan yiyen ormanlardan, binilen ayı ve köpeklere, kadın egemen toplumdan, yamyamlığa her şey onun elinde acımasız bir açık sözlülükle kullanılıyor.
Hurley tekniği çok güçlü, istediği duyguyu kolaylıkla üretebilen başarılı bir yazar ancak dünyasını okuyucuya verebilmek için çok uğraşıyor. Bu uğraş sonucunda özellikle kitabın ortalarında kitaptan kopuyorsunuz. Hurley’in yaptığı işe, yani fantastik klişelerini ters yüz etmesine, başka kültürlerin de olabileceğini anlatışına hayran kalmasam yarısında atıp başka bir kitaba geçerdim. O aradaki karmaşayı atlatıp sona yaklaşınca yeniden sardı ve etkileyici bir sonla hikaye tamamlandı.
Fantastikte
  • Ortaçağ Avrupası’ndan sıkıldıysanız
  • Erkek egemen değil kadın egemen bir toplumda geçen bir hikaye nasıl merak ediyorsanız
  • Yamyamlığın “medenileşmiş” halini görmek isterseniz
  • Büyünün yıldızlara bağlı değişken olmasının toplumda yaratacağı etkileri gözlemlemek isterseniz
  • Bir kıtada tüm ülkelerin aynı kültürün yansımaları değil de birbirinden etkilenmiş olsalar da farklı olması ilginizi çekerse
  • Karakterlerin dünyasının bir anda ters yüz olması hoşunuza giderse
  • Çoklu dünyalar fikri ilginizi çekiyorsa
Bu kitabı kaçırmayın. Yukarıdakilerden bir kaçı bile ilginizi çekse yıllar sonra fantastiği değiştiren yazar diye Hurley’den bahsedildiğinde olaya yabancı kalmamak için okumalısınız. Kötü yanları yok mu, var.
  • Tecavüz kadından erkeğe olsa da burada da var. Cinsellik üzerinden sömürülen insanlar, çocuklar ve kölelik Hurley’in dünyasında sıradan. Bunları okuyucu şaşırtmak için değil de toplumu anlatmak için kullandığı için bir kaç sahne dışında fazla açık saçık değil ama rahatsız olabilirsiniz.
  • Yamyamlık kitaptaki haliyle sebeplerini anlayabiliyor olsanız da, rahatsız edici.
  • Kitabın ortasında sıkıntıdan öldüm. Çok fazla karakter vardı ve bir anda binlerce olay oluyordu. Hangisini takip edeceğimi bilemedim ve dağıldım. Neyse ki sonradan topladı da bir şeye benzedi.
  • Seveceğiniz, kazanmasını isteyeceğiniz tamamen iyi bir karakter yok. Sonlar doğru ortaya çıkan bir karakter dışında hepsi problemli, “arkadaşım ne yapıyorsun” diyeceğiniz tipteler. O yüzden zorlanmaya hazır olun.
Hurley; Triptree onur listesinde bulunan,“We Have Always Fought: Challenging the ‘Women, Cattle and Slaves’ Narrative” (Biz hep savaştık: ‘Kadın, Sığır ve Köleler’ Kurgusuna Meydan Okuma” isimli yazısı ile 2014’de en iyi fan yazar Hugo’sunu alan, Güney Afrika’da yaptığı yüksek lisans tezinde Güney Afrika Direniş Savaşçısı Kadınlarını inceleyen Hurley alışılmışın dışında bir yazar. Bu farklılığını The Mirror Empire’da çekinmeden sergiliyor. Daha önce China Mielville’in romanlarını okurken bu kadar zorlanmış ve gene de beğenmiştim. Hurley ufkunuzu genişletmek için okunması gereken yazarlardan.
Özet olarak, okuyun çok iyi bir roman. Ancak özellikle Erkek Bakışlı Ortaçağ Avrupası ™fantastiklerine alışkınsanız bu romanda zorlanırsınız. Okuyacaklar için iyi haber, ikinci kitap Empire Ascendant şubatta çıkıyor.
Onun ödüllü ilk üçlemesinin ilk kitabı God’s War’ın tanıtımı aşağıda


Alıntıdır. Kaynak : Türkçe BKF

Sayfa: 1 [2] 3 4 ... 8