Sonunda hikayeye başlayabildim. tanıtım bölümünde bir kaç değişiklik mevcut. 2 chapter olarak yazacağım bölümleri ve her bölüm ilk ve son chapter olarak ikiye ayrılacak. bu bölümde ilk 2 chapterı okuyabilirsiniz.
Chapter 1
Johnson sıradan bir bahar gününde yine saat 6.30 da işine gitmek için uyanmıştı. Kalktı ve lavaboya yöneldi. Elini yüzünü yıkadıktan sonra saçını taradı. Johnsan uzun saçlı 1.85 boylarında uzun bir erkekti. Pek kası olmasa da yine de iyi bir bedene sahipti. İngiliz olduğu için yaşadığı şehir New York'ta bazı aksan sorunları yaşasa da hayatını sürdürüyordu.
Tekrar odasına dönen Johnson kıyafetlerini değiştirip sokağa çıktı. İş yerine doğru yürümeye başladı. 4 blok geçtik sonra yavaş yavaş yükselen ve kulakları sağır edecek derecede tiz olan bir ses ortaya çıktı. Johnsan iki eliyle kulaklarını kapasa da sese engel olamıyordu. Etrafındakiler Johnson'a sanki deliymiş gibi bakmaya başladılar. Johnsan birden duraksadı ve etraftakilere sormaya başladı "sesi duymuyor musunuz? çok kötü bir ses var, nasıl duruyorsunuz bu seste?" derken sesin şiddetinden kulakları artık duymaz oldu. Birden etraftaki yüksek gökdelenlerin içine gökten 5 tane dev gibi yaratık düştü. Ellerinde kocaman asalar tutuyorlardı. Hepsi birden Johnson a yöneldi. Etraftakiler o kargaşada kaçışırken Johnson tiz sesin etkisi ile sersemlemiş bir halde yerde yatıyordu. Dev yaratıklardan birisi asasını kaldırarak hızlıca yere vurdu ve Johnson ona doğru gelen hava akımını gördükten sonra bayıldı.
Uzayın derinliklerinde bilinmeyen bir galaksi
“-Devriyeler ortaya çıkmayalı yüzyıllar olmuştu.
-Evet, bu sefer ortaya çıktıkları konum keşfedilmemiş bölgeden bildirildi. Hedeflerinde genç bir insan türü varmış.
-Pekâlâ, artık bizim evrenimizde olduklarını biliyoruz. “
Koruyucuların ufak konuşmalarının üzerinden çok geçmeden ikisi de tiz bir ses duymaya başlar. Sesi duyduklarını doğruladıktan sonra kaynağını bulmaya ve kapatmaya çalıştılar ancak ses onlar nereye giderse oraya geliyordu adeta. Onlar ne kadar uzaklaşırsa uzaklaşsın seste onlarla geliyor sanki ses onlardan çıkıyormuş gibi bir etki yaratıyordu. Bu yaklaşık 10 dakika sürdükten sonra uzay istasyonunun ortasında büyük bir patlama gerçekleşti. Koruyucu İleri Karakol Merkezi’nde bir patlama olma olasılığı çok düşük hatta imkânsıza yakındı. Koruyucular hemen patlamanın olduğu yere gittiler.
İkisi de gördüklerine şaşırmıştı. Uzay istasyonunda patlamanın gerçekleştiği yerde bir insan baygın halde yatıyordu.
“-Bir insan mı? Sanırım nereden geldiğine dair bir teorim var.
-Evet benimde. Devriyelerin baskısı onu buraya göndermiş olmalı. Hala canlı mı?
-Kontrol ediyorum…
…
-Evet, ama zar zor nefes alıyor gibi. Onu revire götürmeliyiz.
”
İki koruyucu zaman kaybetmeden Johnson’ı revire götürdüler.
Koruyucular gerekenleri yaptıktan sonra Johnson’ı uyandırmaya çalıştılar. Yavaş yavaş kendine gelmeye başlayan Johnson bilinmeyen bir galaksideki Uzay karakolunda uyanmıştı.
“-Neredeyim ben? ”
Koruyucular bu insanın ne hakkında konuştuğunu anlamadılar. Anlaşılan bu insan galakside bilinmeyen bir dilde konuşuyordu. Ana üsse durumu bildirdiklerinde hemen bir bilim ekibi ve doktor karakola doğru yola çıkmıştı. Oraya varmaları çok uzun sürmeyecekti ancak onlar gelene kadar bu insanı sakin tutmak biraz zor olacak gibiydi.
Johnson karşısındaki zırh giymiş iki kişiye bakarak sürekli nerede olduğunu ve buraya nasıl geldiğini sorsa da yanıtsız kalıyor ve herhangi bir cevap alamıyordu.
Chapter 2
Koruyucu Ana Gemisi karakola yanaşmış Bilim ekibi, doktorlar ve ekstra güvenlik önlemi olarak gönderilen 3 grup Koruyucu Ekip Johnson’ın bulunduğu revire doğru gitmeye başladı.
“-Konuştuğu dili tercüme etmeyi başardınız mı?
-Hayır efendim. Onu bulduğumuzda baygındı. Uyandığında ise daha bilmediğimiz bir dilde konuşmaya başladı. ”
Johnson birden odaya doluşan siyah ve mavi süit zırh giymiş insanları görünce panikledi. Daha sonra karşısındaki kişiler değişik bir dilde konuşmaya başladılar.
Bilim ekibinden bir kişi enjektöre benzeyen bir cihaz ile Johnson’a yaklaşıp ona bir şey enjekte ettiler.
“-Birazdan derdinin ne olduğunu anlarız. Karakol Merkezi bu durumu önceden tahmin edip çevirmen mikroplardan gönderdi.
-Ah, bunlar çok pahalı değil miydi? Bu mikropları bize bile vermiyorlar.
-Evet, ama şu anki durum göz önüne alındığında devriyeler hakkında her türlü bilgiyi almak için ona ihtiyacımız var. Biraz izin verelim de mikroplar işini yapsın daha sonra bizim dilimizde konuşmaya başlayacaktır.”
Johnson ona enjekte edilen şeyin bir tür ilaç olduğunu düşündü. Ancak kısa süre sonra hafif bir baş ağrısı hissetmeye başladı. Karşısında konuşan kişilere baktığında sanki onları anlamaya başlamış gibi bir his çöküyordu üstüne.
“-Evet! Sonunda sizi anlamayı başardım! Neredeyim ben ve buraya nasıl geldim?”
Tüm ekipler birdenbire bağırmaya başlayan Johnson’a baktılar. Mikroplar tahmin ettiklerinden daha kısa sürede işlerini yapmışlardı.
“-Aramıza hoş geldin. Öncelikle şu anda Neferium 3. Galaksi PB-4457 sisteminde bulunan bir Uzay Karakol üssündesin.
-Neferium 3. Galaksi mi? İyi ama bu olamaz ben Dünyada işime gitmeye çalışıyordum ve sonra... Sonrasında bir ses duyduğumu hatırlıyorum çok tiz bir ses. Sadece ben duyuyordum galiba etrafımdakiler bana deliymişim gibi bakıyorlardı. Tek hatırladığım bu.
-Demek sende duydun o sesi. Ben ve devriye arkadaşımda seni bulmadan önce devriyelerin tekrar galakside faaliyete geçip bir gezegen seçtiğini saptamıştık. Sonrasında ise tartışırken sanki bizden çıkıyor gibi ince bir ses duymaya başladık. Gerisini ise herkes biliyor. Büyük bir patlama yaparak buraya geldin.
-Ne yani? Buraya ışınlandım mı? İyide bir ses beni nasıl buraya ışınlayabilir daha o teknoloji icat edilmedi bile!
-Devriyeler dostum, devriyeler. Onları Neferium Birliği 14 yüzyıldır izliyor. En son 4 yüzyıl önce ortaya çıkmışlar. Bizden çok önce yani o dönemlerde Neferium Birliği devriyeleri bir teori olarak araştırıyorlardı ancak gezegenlerin yok olmaya başlaması ve elde edilen bulgularla devriyelerin gerçekliğini kanıtladırlar. Onları gören şu ana kadar olmadı, tabi sen hariç ama sende hatırlamıyor gibisin onları. Neferium Birliği onları izlemenin bir yolunu buldu ancak ortaya çıkmaları çok zaman aldı. Amaçları ve hedefleri hakkında kesin bir bilgi yok.
-Devriye mi? Galiba bir şeyler hatırlıyorum. Burada uyanmadan önce işime gittiğim caddenin 5 blok ötesinde gökdelenler savaş çıkmış gibi yıkılıyordu ve sonrasında ise… 3 tane saydım! Aman tanrım 3 tane dev gibi yaratık vardı! Ellerinde devasa asalar vardı ancak bir tanesi asasını yere vurduktan sonra tek gördüğüm ani bir hava dalgası yarattığı. Sonrasında burada şu ikisini bana bakarken gördüm.
-Söylediklerini kaydediyor musunuz? 1000 yıldır böyle net bilgilere ulaşamamıştık!“
Koruyucu Komutanı Johnson’ı Neferium Bilim Üssüne götürmek için talimat aldı. Daha sonrasında onu bir tür koruyucu alanı olan sedyeye yatırarak karakola yanaşmış olan ana gemiye götürdüler. Johnson bu sefer koruyucular tarafından uykuya yatırılmıştı. Gidecekleri yere kadar onu uyutma emri alan Koruyucular Neferium 5. Galaksi PD-1025 sisteminde bulunan Bilim Üssüne götürmek üzere Hiper-Uzaya atladılar.
Neferium Birliği Sınırı – Galaksiler arası boşlukta bir yer
“-Onu gönderdiniz mi?
-Evet, onu dediğiniz yere gönderdik ayrıca çamur gezegeni de yok edildi.
-İyi iş başardınız. Artık bu evrende bir işimiz kalmadı. Sonraki evrene geçiş için asaları hazırlayın.”